Winamp Logo
GZT Podcast Cover
GZT Podcast Profile

GZT Podcast

Turkish, News, 1 season, 210 episodes, 1 day, 15 hours, 16 minutes
About
Dijital medyaya yeni bir soluk!
Episode Artwork

Propaganda - Pitbull'lar hakkında gerçekler

Başıboş köpek sorunu bir dip dalga gibi büyüyor. Bir taraf köpek saldırılarından, çeteleşen köpek sürülerinden ve sokakların güvensiz hâlde olmasından şikayet ederken diğer taraf bunları bir kışkırtma olarak niteliyor, köpeklerin yerinin sokaklar olduğunu söylüyor. Tartışma giderek büyürken biz de daha önce bu konuyla ilgili doğru bilinen yanlışları ekrana getirdiğimiz bir bölüm hazırladık. Ancak konu köpekler ve hayvan hakları olduğunda yanlış bilinenler bunlarla sınırlı kalmıyor. Medyada düzenli aralıklarla dile getirilen bir haber, saldırganlığı ile etiketlenmiş Pitbull’ların İngiltere’de çocuk bakıcılığı yaptığı. Peki tam bir kulaktan kulağa hikayesi olan bu konunun aslı ne? Propaganda serimizde anlattık
6/17/20225 minutes, 49 seconds
Episode Artwork

Propaganda - Gıda kıtlığı kasıtlı mı çıkarıldı?

Medyada çıkan haberlere, televizyonda izlediğimiz yorumculara ve politikacılara göre tüm dünya yaklaşmakta olan bir “gıda kıtlığı” ile karşı karşıya. Aslında bu uzun süredir, düzenli aralıklarla dile getirilen bir iddia. Peki bir iddia olarak başlayan ve giderek ciddileşen gıda krizi doğal bir sürecin sonucu mu? Propaganda serimizde anlattık.
6/17/20225 minutes, 33 seconds
Episode Artwork

Amerika'nın en güçlü lobisi

Amerika Birleşik Devletleri, dünya üzerinde bireysel silahlanmanın en yüksek olduğu ülke. Küçük Silah Anketi adlı araştırma kuruluşunun yaptığı çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlara göre ülke çapında şahıslarda bulunan, tabanca ve tüfek gibi ruhsatlı ateşli silah sayısı 393 milyon. Haliyle ateşle silahla vurulma sonucu ölümlerin en çok yaşandığı ülke Amerika. Ülkede işlenen cinayetler, tüm suçların 3’te birini oluşturuyor. Ortalama bir tabancanın 200 dolar, ortalama bir tüfeğin ise 1500 dolar olduğu ülkede 2020 yılında en az 45 bin 200 kişi ateşli silahlarla vurulma sonucu hayatını kaybetti. Bunlardan yaklaşık 19 bin 400'ünün cinayete kurban gittiği, diğerlerinin ise intihar ya da kaza ile hayatını kaybettiği belirtiliyor. Tüm bu atmosferin değişememesindeki en büyük etkense, ülkede son derece güçlü olan silah lobisi. Peki kim bunlar? Propaganda serimizde anlattık.
6/2/20226 minutes, 52 seconds
Episode Artwork

Psikolojimizi hedef alan ordu (PSYOP ile tanışın)

“Makinedeki Hayaletler” ismini taşıyan video, bugüne kadar hazırlanmış ve psikolojik operasyonun boyutunu ifşa eden en cesur video. Sunumunda William Shakepesear'a ait “Bütün dünya bir sahnedir” sözleri alıntılanmış. Konuya psikolojik operasyon çerçevesinde baktığımızda ise bu alıntı çok daha derin bir anlam kazanıyor: Bütün dünya, kukla ustalarının sergilediği bir oyunun sahnesi... Bu bakış açısını destekler şekilde video, ekrana şu soruyu getiriyor: “İpleri kimin tuttuğunu hiç merak ettin mi?” Merak ettiyseniz, Propaganda serimizde anlattık.
6/2/20225 minutes, 55 seconds
Episode Artwork

Başıboş köpek sorunu nedir?

Çok uzun süredir sosyal medyada sokak köpekleri tarafından saldırıya uğrayan, yaralanan ya da öldürülen insanların, çocukların haberleriyle karşılaşmaktayız. Bu üzücü manzaraların kiminde köpeklerin doğrudan saldırısını, kiminde köpekten kaçarken kaza geçirenleri, hatta kiminde yaşadığı stres neticesinde kalp krizi geçirenlere tanık oluyoruz. Bir krize dönüşen bu durumun doğal bir neticesi olarak insanlar bir çözüm istiyor, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ancak sosyal medyayı dolduran bilgi kirliliği, bu sesleri duyulsa bile bulanık hâle getiriyor. Biraz netleşmek adına, Propaganda’nın bu bölümünde, başıboş köpek sorunu hakkında yanlış bilinen doğruları konuşacağız.
6/2/20228 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

Sosyal Medya Pazarı

Pazarlama stratejilerinin havada uçuştuğu bu dönemde sosyal medyada etkili bir kampanya nasıl yürütülür?
5/23/202243 minutes, 30 seconds
Episode Artwork

Neden Influencer Olmak İstiyoruz?

Klişeler Arşivi'nde bu bölüm sosyal medya dünyasıyla hayatımıza yerleşen, aslında çok da yabancısı olmadığımız "ınfluencer" mesleği üzerine Sena Özyurt'la konuşuyoruz.
5/16/202230 minutes, 35 seconds
Episode Artwork

Tarih Dizileri Neden Tuttu?

Tarih içerikli dizilerin neden bu denli sevildiğini hiç düşündünüz mü? GZT Tarih editörü Beyza Kirişçi'yle bu bölüm tarih dizilerinin ihtişamlı dönemini inceledik.
5/8/202241 minutes, 30 seconds
Episode Artwork

Süper kahramanlar klişe mi?

Klişeler Arşivi'nde bu bölüm insanlığın azılı klişesi, süper kahramanlar ve onların süper güçleri üzerine düşünüyoruz.
4/24/202220 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

İsveç gerçekten refah devleti mi?

Kuzey Avrupa dendiğinde hemen herkesin aklına refah ve barış geliryor. Bir ülke özelinde konuşacak olursak da iki dünya savaşına da girmeyen İsveç bu kriterlere göre listenin en başında yer alıyor. Çizilen İsveç tablosunda insanların eğitimden iş olanaklarına barınmadan geçime kadar hiç bir sorununun olmadığı, İsveç devletinin tüm bu sorunları çözmede örnek teşkil ettiği söylenir. Peki gerçekten böyle mi? İsveç'in görünmeyen yüzünü Propaganda serimizde anlattık.
4/18/20223 minutes, 8 seconds
Episode Artwork

Batı’nın biyolojik gerçeklerle sorunu ne?

Biyolojik olarak erkek doğan ve 2019 yılına kadar erkek takımında yarışan yüzücü Lia Thomas, kendisini kadın olarak tanımladığı için bu sene kadınlar kategorisinde yarıştı ve altın madalyanın sahibi oldu. Ancak ortaya, çıplak gözle dahi ortada bir adaletsizlik olduğunu gösteren bu fotoğraf çıktı. Bu durum sosyal medyada tepkileri de beraberinde getirdi. Peki bilim bu konuda ne diyor? “Ben kadınım” diyen birinin artık kadın kategorisinde yarışması haksızlık mı değil mi? Propaganda serimizde anlattık.
4/18/20223 minutes, 48 seconds
Episode Artwork

Avrupa'nın ilginç Rus ırkçılığı

Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı bombardıman sebebiyle haftasonu bir gazeteci yaşamını yitirmişken ve savaş giderek daha fazla can yakıcı bir hâl almaya başlamışken; madalyonun öteki yüzünde, en az savaşın kendisi kadar tehlikeli bir boyuta ulaşan başka bir sorunumuz daha var: Rus karşıtı ırkçılık. Ölmüş Rus sanatçıların savaş suçlusu ilan edilmesinden dükkanına “Ruslar giremez” yazısı asan Avrupalı esnafa kadar son zamanlarda medyada giderek artan şekilde yer bulan Rus fobisi, biraz trajikomik biraz da ürkütücü olmasının yanında giderek yükselen ve normalleşen bir ırkçılığın da resmini gösteriyor.
4/18/20224 minutes, 54 seconds
Episode Artwork

Ukraynalı mültecilerin farkı ne?

Rusya-Ukrayna arasındaki mevcut durum, bugüne kadar mülteci karşıtlığına “demografimizi bozuyor, iş imkanlarımızı azaltıyor, suç oranlarını arttırıyor” gibi pek çok gerekçe getiren Avrupa’nın gerçek gerekçesini ortaya çıkardı: Sarışın ve mavi gözlü olmamaları. Ukrayna'lı mültecilerin Avrupa kapılarına dayanmasının ardından Batı'nın mültecilere yönelik çelişkili yaklaşımı medyaya yansıdı. Muhabirler bu gelen mültecilerin Ortadoğulu mülteciler gibi olmadığını anlatma yarışına girdi. Gerekçe ise sarışın ve mavi gözlü olmalarının yanı sıra Avrupalılar gibi giyinmeleri, Avrupalılar gibi arabalara binmeleri ve hatta Netflix aboneliklerinin olması.
4/18/20225 minutes, 33 seconds
Episode Artwork

Ekonomik yaptırımlar Rusya'yı ne kadar etkiliyor?

Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik işgal girişimiyle birlikte Batı ülkeleri peş peşe ekonomik yaptırım kararı açıkladı. Rusya ise bu açıklamalardan pek etkilenmemiş gibi görünüyor. Peki ekonomik yaptırımlar işe yarıyor mu? Geçmiş örnekler ve araştırmalarla anlattık. NATO neden izliyor? ABD neden Ukrayna'ya müdahale etmedi?
4/18/20223 minutes, 38 seconds
Episode Artwork

Savaşın konuşulmayan sonucu

Tüm dünya televizyonlarımızın başına oturmuş göz göre göre gerçekleşen bir işgali canlı yayında izliyoruz. Kafamızda pek çok soru var ancak bu sorulardan belki de en önemlisi çok az dillendiriliyor: Moskova ve Kiev arasındaki yeni bir savaş Orta Doğu'da gıda kıtlığına neden olabilir mi? Endişelenmemiz gereken cevabı Propaganda serimizde anlattık
4/18/20224 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

BANKALARIN SOYKIRIM VURGUNU

2002’de Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi, Yugoslavya eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç’i Bosna savaşında müslümanlara karşı soykırım yapmakla suçladı. Daha önce iki kez savaş suçu işlemekle suçlanan Miloşeviç, ilk kez soykırım yapmakla itham edildi. Bi’ saniye, başlıkta yazan konu bankalardı, bir soykırım suçlusunu neden anlatıyoruz? Hayır, doğru içeriktesiniz. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin 2004 yılında yayınladığı rapor, tarihe diktatöryal uygulamalarıyla geçen pek çok devlet başkanının paralarını Avrupa merkezli bankalarda tuttuğunu ortaya çıkardı. Bu isimlerden biri de Miloşeviçti... Avrupa bankalarında tuttuğu paranın miktarı ise tahmini 1 milyar Dolar’dı. Peki başka hangi diktatörlerin ve soykırım suçlularının paraları bankacılar tarafından akladı? Propaganda’nın bu bölümünde bankacılık sisteminin karanlıkta kalan yüzünü konuştuk.
4/18/20226 minutes, 19 seconds
Episode Artwork

Müslümanlar Facebook'a dava açtı

Filmlerde ve dizilerde gördüğümüz budist rahipler, ruhsal dinginliği ve barışı öğütlüyor olabilir. Ancak gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Mynmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan müslümanlar, bunun birinci elden tanığı... Yıllardır süren sistematik saldırılarla Budist çeteler, bölgede yaşayan müslümanları hedef alarak, tüm dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırım politikası yürütüyor. İşte bu müslümanlar yakın zaman önce ünlü sosyal medya platformu Facebook’a dava açtı. 150 milyar dolarlık tazminat talep edilen davada platform, müslüman karşıtı soykırımı, ayrımcılığı ve nefreti körüklemekle suçlanıyor. Peki Facebook bunu nasıl yaptı? Propaganda’nın bu bölümünde, Facebook’un bir karanlık yüzünü daha konuştuk...
4/18/20225 minutes, 18 seconds
Episode Artwork

KELİMELERİMİZİ HEDEF ALAN AJANDA

“Beyin fırtınası yapmak” Bu kalıbı hiç kullandınız mı? Eğer kullandıysanız, siz de akıl rahatsızlığı olan insanları rencide etmekten çekinmeyen, iğrenç, geri kafalı bir insansınız. Kime göre? Kanada Devlet Televizyonnu CBC’ye göre. CBC bir makaleyle Kanadalıların bırakmaları gereken 18 kelimenin listesini yayınladı. Bu kelimelerden biri de “beyin fırtınası”. Makaleye göre bu terimi kullanmak, beyin hasarı olanlara veya nöro-çeşitliliğe sahip olanlara karşı duyarsızlık göstergesiymiş. “Kör nokta”, “ürkütücü”, “vahşi” ve “şantaj” kelimeleri, makalenin kullanılmamasını istediği diğer kelimeler. Ortada, normal şartlarda gülüp geçeceğimiz bir içerik var ancak korkutucu olan, kelimelere açılan savaşın gerçek olması. Propaganda'da bu hafta, kelimelere açılan savaşı ve 1984 romanını aratmayan ajandayı anlattık.
4/18/20224 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Cinsiyet değişiminin görünmeyen yüzü

Bugün, özellikle çocukları hedef alan cinsiyet değişimi propagandası Londra, Paris ve New York merkezli medya kuruluşlarının ana gündemlerinden biri. Konuşulmayan ise, madalyonun öteki yüzü. Araştırmalar, cinsiyet bunalımı yaşayan çocukların yaklaşık %80'inin ergenlikten önce bundan çıktığını gösteriyor. Ancak bir kesim için bu pedagojik gerçek, hiçbir şey ifade etmiyor. Sky News’in hazırladığı bir dizi mülakat, cinsiyet değişimi ardından bu kararından pişmanlık duymuş, orijinal cinsiyetine dönmek için yollar arayan binlerce gencin hayatını işliyor. Propaganda serimizde Murat Soydan anlattı...
4/18/20224 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

ÖMRÜMÜZ GERÇEKTEN UZUYOR MU?

Modern tıbbın ve beslenmenin harikaları, insanlık tarihinin herhangi bir zamanından daha uzun bir yaşam sürdüğümüze inanmayı kolaylaştırıyor, ancak o kadar da özel olmayabiliriz. Propaganda’nın bu bölümünde; halk arasında, hatta çeşitli televizyon kanallarındaki tartışma programlarında dahi yaygın olarak dile getirilen “insanlık ilerledi ve modernleşme sahesinde artık daha uzun yaşıyoruz” iddiasını inceledik. Modern yaşamın sağlığı tehdit eden yanları, çoğunlukla birer sektöre dönüşmüş durumda. Tükettiğimiz besinleri üreten şirketler tükettiğimiz ilaçları üreten şirketlerle, ilaçları üreten şirketler araştırma ve raporları üreten üniversitelerle ortakken, insan ömrünün gerçek akıbeti üzerine gerçekçi bir tartışma yürütmek zor. Ancak Propaganda’nın bu bölümünde size, bu konuyla ilgili karşınıza çıkan haberleri okurken aklınızda tutmanız gereken pencere açtık.
4/18/20225 minutes, 41 seconds
Episode Artwork

TikTok Türkiye'nin Yeraltı mı?

Klişeler Arşivi'nin bu bölümünde 2021 verilerine göre bir tarayıcıdan Google'dan daha fazla ziyaret edilen TikTok kültürünü Önder Abay'la tartışıyoruz.
4/17/202238 minutes, 3 seconds
Episode Artwork

Her şey onarılabilir mi?

Klişeler Arşivi'nin bu bölümünde "onarma" klişesini Onaranlar Kulübü'nden Doğukan Güngör'le konuşuyoruz.
4/10/202235 minutes, 1 second
Episode Artwork

Podcast tutar mı?

Klişeler Arşivi adıyla özdeşecek şekilde her hafta bir konu üzerine yoğunlaşacak ve tabanımıza yapışan sakız misali, hayatımızdan çıkmayan "klişeler" üzerine bir arşiv oluşturacak. Klişeler Arşivi'nin ilk bölümünde; radyo öldü, diyenlere nispet olan podcastlerin popülerliğini "Bu Mu Yani?" ekibiyle konuşuyoruz.
4/3/202242 minutes, 6 seconds
Episode Artwork

Afganistan Sahnesinin Yeni Aktörü: Molla Abdulgani Birader

Taliban’ın Afganistan’ı tamamen ele geçirmesiyle beraber kurulacak meşru hükümetin devlet başkanı olarak ismi geçen Molla Abdulgani Birader, henüz 12 yaşındayken kendisini topraklarını işgal eden Sovyet birlikleriyle çatışırken buldu. Molla Birader, Molla Ömer'le birlikte Kandahar’daki medresede Afgan Taliban'ın temellerini atan isimdir. Askerî ve siyasi zekâsıyla ön plana çıkan Molla Birader, 1996'dan Taliban’ın yönetimi kaybedeceği 2001 yılına kadar ülkede kritik görevler üstlendi. Pakistan istihbaratı ile CIA’in ortak operasyonu neticesinde Pakistan’da tutuklanan Birader, 2018 yılının sonbaharında ABD ile barış görüşmelerini başlatma şartıyla serbest bırakıldı. Molla Birader, sonraki süreçte hem Afgan hükümeti hem de ABD ile müzakereleri yöneten kişiydi.
9/3/20216 minutes, 43 seconds
Episode Artwork

Çekirge yememizi isteyenler kimler?

“Ekmek bulamıyorlarsa böcek yesinler!” Fransız Devrimi'ni başlattığı rivayet edilen meşhur sözü, uyarladık... Bugün bir çok yerde duyduğumuz bu sözün hedefinde ise biz sıradan insanlar var. Dünya Ekonomi Forumu 2018'de “Neden yakın zaman sonra böcek yiyor olacağız?” başlığıyla bir analiz yayınladı. Ekim 2018'de New York Times hazırladığı haberde “Neden daha fazla böcek yemiyoruz?” diye sordu. Ekim 2019'da CNN, “Gezegeni besleyebilen ve belki kurtarabilen yiyecekler: Böcekler” başlığıyla bir içerik yayınladı. Mayıs 2021'de ise AB Komisyonu bazı tür böceklerin gıda üretiminde kullanımını onaylayan yasayı onayladı. Hamburger, protein bar ve bisküvi üretiminde böcek kullanımının önü yasal olarak açıldı. Tüm bunlara gerekçe olarak da artan nüfus ve gıda yetersizliği gösterildi. Peki gerçek ne?
8/23/20215 minutes, 1 second
Episode Artwork

Et yeme karşıtı propaganda neden yanılıyor?

Beslenme, çeşitliliğe sahip bir konudur. Herkesin farklı alışkanlıkları olmasıyla birlikte sağlıklı bir beslenme ancak meyve, sebze, tahıl ve etin dengeli bir biçimde öğünlerimize katılmasıyla gerçekleşir. Ancak son zamanlarda et tüketimi düşmanlaştırılıyor. İklim değişikliği konusu da bu kişilerin temel argümanlarından biri oldu. Peki gerçekler bu kişilerin söylediği gibi mi? Çiftlik hayvanları gerçekten tüm suyu tüketiyor mu? Çiftlik hayvanları gerçekten tüm besinimizi tüketiyor mu? Çiftlik hayvanları gerçekten tüm toprakları tüketiyor mu?
8/23/20216 minutes, 7 seconds
Episode Artwork

Hollanda: Köle şirketi tarafından kurulan ülke

Hollanda dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında beşinci sırada. Refah seviyesi sıralamasında ise altı. Zaman zaman karşımıza çıkan analizler, ülkenin az nüfusu ve küçük toprağına rağmen ne kadar çalışkan, zeki ve başarılı olduğunu anlatıp durur. Peki hikaye gerçekten bu kadar toz pembe mi? Propaganda’nın bu bölümünde tarihin pek konuşulmayan bir sahnesine, kendi özel ordusu dahi olan ve bugünün Hollandası’nı kuran tüm zamanların en güçlü şirketinin hikayesine bakacağız: Hollanda Doğu Hindistan Şirketi. “Savaşsız ticaret, ticaretsiz savaş olmaz” Bu sözler, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nin bir subayına ait: Jan Pieterszoon Coen Hikayeyi baştan anlatalım.
8/23/20215 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

ABD KİMİ NEDEN FONLUYOR?

“Follow the money”, yani Türkçe karşılığıyla “parayı takip et”... Bir çok polisiye dizi ve filmde duyduğumuz bu cümle şu anlama geliyor: Bir yerde bir suç varsa, para akışını takip ederek suçluya ulaşabilirsiniz. Aslında aynı mekanizma kara-propaganda için de geçerli. Bir medya kuruluşu sistematik şekilde kara-propaganda yapıyorsa, bakmanız gereken yer bu medya kuruluşunun finansal yapısıdır. Türkiye’nin COVID-19 sürecindeki politikasından yerli SİHA üretimine kadar her başarısını adeta karalamak için birbiriyle yarışan medya organları da yakın zaman önce ortak bir finansal tabloda bir araya geldiler: ABD merkezli Chrest Vakfı’nın fon listesi. Liste, tarafsızlık ve bağımsızlık iddiasıyla yayın yapan Medyascope, 140Journos, P24 ve Serbesiyet gibi bir çok medya kuruluşunu içeriyor. Bunların arasında birincilik ise 2016 ile 2020 yılları arasında toplam 476 bin dolar fon alan Medyascope’a ait. Tabi bu, sadece Chrest Vakfı’ndan gelen fon. Chrest Vakfı Amerika Birleşik Devletleri’nin Irving şehrinde 1999 yılında kuruldu. Kurucuları Jeff Jensen ve Lou Anne King Jensen’ın amacı ailenin sahip olduğu finansal geliri sivil topluma yönlendirmekti. Ancak vakfın özel bir odağı var: Türkiye. Vakfın resmi sitesinde yazan tarihçeye göre, vakıf yöneticileri fonlarına uluslararası bir boyut katmak istiyorlar ve bunun için tek bir ülkeyi, Türkiye’yi seçiyorlar. 2001’den 2016’ya kadar sadece Türkiye ve yakın bölgesindeki sivil toplum girişimlerini destekliyorlar. Chrest Vakfı Türkiye’de medyayı fonlayan tek vakıf değil. Yine Amerika merkezli Ulusal Demokrasi Vakfı'ndan Alman vakıflarına kadar birçok yabancı kuruluş Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını daha önce de fonladı. NED, 2016-2019 yılları arasında T24, Gazete Duvar, Medyascope ve Bianet gibi haber sitelerine 682 bin dolar tutarında fon sağladı. Hatta zaman zaman bu fonlarının karşılığını yeterince alamadıklarından sitem dahi ettiler. Geçtiğimiz sene Center for American Progress adlı düşünce kuruluşu “Türkiye’nin Değişen Medya Ortamı” adında bir rapor yayınladı. Rapora göre Gazete Duvar, Medyascope, T24 ve Bianet gibi haber siteleri fonlanmalarına rağmen Rusya merkezli Sputnik kadar takipçi kazanamadı. Unutulmamalı ki özellikle Türkiye gibi siyasi gündemin yoğun olduğu ülkelerde medyaya müdahale, aynı zamanda siyasete de müdahaledir. Amerika ve Avrupa merkezli fonlara muhatap olan medya kuruluşları, bunun bir suç olmadığını dile getiriyorlar. Elbetteki fon almak bir suç değil. Ancak okuduğumuz ya da izlediğimiz bir yayının Amerika tarafından fonlandığını bilmek de kamuoyunun bir hakkı. Öyle görünüyor ki, tarafsız ve bağımsız oldukları kadar, şeffaf olduklarını da iddia eden bu medya kuruluşları okuyucularında ya da izleyicilerinde böyle bir hak görmüyor.
7/26/20213 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

New York rüyası sona eriyor (Şehirden kaçıyorlar)

New York Times gazetesinin, akıllı telefon verilerine dayanarak çıkardığı rapora göre 2020 yılında sadece 2 ayda, 420 Bin New Yorklu şehri terk etti. Bu, New York nüfusunun beşte birine denk düşen devasa bir sayı. Peki insanlar New York’u neden terk ediyor? Propaganda’nın bu bölümünde, “Nerede o eski New York” diyeceğiniz gerçekleri anlatacağız. New York pek çok şeyiyle meşhur: Müzikaller, Pizza, Donatlar, 2000’lerde çekilmiş sit-kom dizileri ve daha pek çoğu. Hepsi de dünyanın en popüler şehirlerinden biri olan New York’u bir rüya şehri hâline getiren detaylardan. Ancak giderek daha fazla kişi, bu rüyanın artık bittiği düşüncesinde hem fikir. 7 Ocak’ta BBC’de çıkan bir makale, “New York ölmedi ama yaşam destek ünitesinde” başlığını taşıyor.
7/19/20214 minutes, 37 seconds
Episode Artwork

PARİS: ÇÖPLÜK ŞEHRİ

Paris’e gelen turistler, bu şehir hakkındaki anlatılardan yola çıkarak büyük bir beklenti içine giriyorlar. Ancak Paris’e vardıklarında gördükleri manzara, bu beklentiyi karşılamıyor. Yaşadıkları hayal kırıklığının psikoloji literatürüne geçmiş bir adı dahi mevcut: Paris sendromu Paris Sendromu, varlığı bilimsel olarak kanıtlanmış ve özellikle Paris’i ziyaret eden Japon turistlerde rastlanan psikolojik bir rahatsızlık. “Aşk şehri Paris” görme hâyaliyle gelen turistler, gördükleri manzara karşısında psikolojik ve fiziksel olarak hastalanıyorlar. Peki Japon turistlerin hastalanacak kadar tepki gösterdiği “gerçek Paris”, bize anlatılan Paris’ten ne kadar farklı. Gelin tek tek bakalım. Çöpler Paris’le ilgili sizi şaşırtacak konulardan ilki çöpler. Şehirde o kadar fazla toplanmayan çöp var ki, bu durum kitlesel protestolara bile sebep oldu. Bu yıl #çöplükparis etiketi ülke sosyal medyasında gündem oldu. İnsanlar sokakları ve su kanallarını dolduran çöp yığınlarının fotoğraflarını paylaştı. Şehrin her yerinde karşınıza çıkabilecek çöp yığınları, Paris’le ilgili turistleri hayal kırıklığına uğratan tek şey değil. Bundan daha kötüsü, sokaklarda parfüm kokusu duyacağını sananları bekliyor:
7/14/20215 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

Moda devlerinin kirli yüzü

Bir kot pantolon 200 lira, bir gömlek 150 lira... Bunlar etiketlerde gördüğümüz bedeller. Ancak kıyafetlerimizin, bizim ödemediğimiz başka bir bedeli daha var: Kölelik koşullarında çalışan tekstil işçileri. Peki nasıl bir kölelik?
7/2/20214 minutes, 49 seconds
Episode Artwork

Sosyal medya bizi nasıl hapsediyor?

Sosyal medya gerçekten iletişimi çeşitlendirdi mi? Yoksa çok daha kapalı bir iletişimin içinde hapis miyiz? Propaganda'nın yeni bölümünde Murat Soydan “yankı odaları” kavramını anlattı.
6/30/20214 minutes, 36 seconds
Episode Artwork

İslamofobi nasıl siyasi propaganda oldu?

Bugün Avrupa'da sıra dışı bir yarış var: Kim daha çok İslam karşıtı yarışı... Avrupa siyasetini saran islamofobiyi ve bunun yansımalarını Propaganda serimizde Murat Soydan anlattı.
6/3/20214 minutes, 22 seconds
Episode Artwork

İsrail'in yeni sansür aracı: Antisemitizm

Antisemitizm bir çeşit ırkçılık. Ancak İsrail için bu kelimenin işlevsel bir anlamı daha var: Sansür! Antisemitizm etiketiyle yapılan sansürü editörümüz Murat Soydan anlattı.
5/24/20216 minutes, 7 seconds
Episode Artwork

Her şeyin sahibi 10 şirket

Aldığınız bir bar çikolata ile, kanınıza karışan koruyucu kimyasallara ek olarak Fiji meclisinde çıkacak bir kararı etkileyebildiğinizi düşünmüş müydünüz hiç? Pek çok insan, ister marketlerde ister fast food zincirlerinde olsun, piyasada bulunan işlenmiş gıdaların çoğunun sadece birkaç şirketten geldiğinin farkında değil. Daha da az insan bu şirketlerin sadece gıda satmakla kalmayıp; sağlık politikalarına, sosyal politikalara ve ekonomik politikalara karar veren, Dünya Ekonomi Forumu ve Dış İlişkiler Konseyi gibi seçkin kuruluşlarda önemli aktörler olduğunu biliyor. Propaganda’nın bu bölümünde, dünyayı besleyen büyük şirketlere ve bu şirketlerin şaşırtıcı bağlantılarına bakacağız
5/23/20213 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

2030’da dünya nasıl bir yer olacak?

Dünya Ekonomi Forumu'nun 2030 için belirlediği slogan: “Hiçbir şeye sahip olmayacaksınız ve mutlu olacaksınız'. İnsanlığı mülksüzleştirmeyi öngören teknokratik ajandayı anlattık.
4/16/20216 minutes, 37 seconds
Episode Artwork

İklim değişikliği kimi milyoner ediyor?

İklim değişikliği konusu en fazla manipülasyonun yapıldığı konulardan biri. Bir yerde sistematik şekilde yanlış bilgiler yayılıyorsa, orada mutlaka bundan çıkar sağlayan da birileri mevcuttur. Öyleyse iklim değişikliği konusunda yanlış bilgilerle ülkeler ve kamuoyu üzerinde kasıtlı şekilde baskı kuranlar kimler ve bu konudan ne çıkar sağlıyorlar? Bu konuda krizi fırsata çevirenleri Propaganda serimizde Murat Soydan üç başlıkta anlattı.
3/8/20217 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

İklim değişikliği konusunda 5 yanlış bilgi

İklim değişikliği konusunda dillendirilen en popüler 5 yanlış bilgiyi Propaganda serimizde anlattık.
2/26/20219 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

İklim değişikliği konusunda tutmayan tahminler

İklim değişikliği konusunda panik olmalı mıyız? On yıllardır tutmayan tahminleri ve değişen iddiaları Propaganda serimizde anlattık.
2/21/20215 minutes, 33 seconds
Episode Artwork

Dünya nüfusu gerçekten aşırı mı?

Yaşadığımız felaketlerin gerçek sebebi dünya nüfusunun aşırı artması mı? “Aşırı nüfus” propagandasıyla ilgili gerçek verileri anlattık
2/7/20214 minutes, 19 seconds
Episode Artwork

Biden'ın ilk 48 saati: Rusya’da neler oluyor?

Biden’ın göreve başlamasından çok kısa süre sonra hem Irak’ta hem de Rusya’da Obama döneminden hatırladığımız sahneleri görmeye başladık. Baş döndürücü o 48 saati anlattık. Biden’ın yemininden bir kaç saat sonra Irak’ta gerçekleşen çifte intihar saldırısı ile, ismini uzun süredir duymadığımız DAEŞ tekrardan dünya gündemine girdi. 32 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı ardından IrakOrtak Harekat Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Tahsin Hafaci bir açıklamada bulundu. Saldırıyı DAEŞ’in uyuyan bir hücresinin gerçekleştirdiğini belirttikten sonra örgütün “varlığını kanıtlamak istediğini” söyledi. Trump döneminde ABD Irak’tan askerlerini çekmeye başlamıştı. Yaşanan bu gelişmelerle akıllara “ABD askelerinin bölgeye tekrardan takviye yapmasına ortam mı hazırlanıyor?” sorusu geldi. Ancak tekrardan Obama dönemini yaşayan yalnızca Irak değildi. Aynı 48 saatin içinde daha ilginç bir gelişme Rusya’da yaşandı. Hatırlayacağınız üzere Ukrayna’da NATO destekli darbe yaşandığı ve iç savaş çıktığı süreçte Biden, Obama yönetiminin Başkan Yardımcılığı görevini yürütmekteydi. Aslında Ukrayna üzerinden sürmekte olan, Rusya ve ABD soğuk savaşının çatışmalara dönüşmüş hâliydi. Ardından gelen Trump yönetiminde Rusya ile dost olunmadı ancak çatışmalar da eski şiddetini yitirdi, hatta pandemi sürecinde büyük bir dayanışma ortaya çıktı. Fakat koltuğa Biden’ın oturması, bu neredeyse kapanmış meseleyi tekrar açtı...
1/26/20214 minutes, 51 seconds
Episode Artwork

Yiyecek sektöründe son moda: Böcekler

Uluslararası medya kanalları giderek artan şekilde böcek yememizi talep ve teşvik ediyor. Peki neden? Bu bölümde böcek yeme tavsiyelerinin geçmişini ve propagandanın geldiği aşamayı anlattım. Bugün izleyeceğiniz içerikteki görüntüler, Uğur Dündar’ın bir fırın baskınından değil. Normalde restoran mühürlenmesine sebep olan böcekler, artık yasal olarak insanların tükettiği yiyeceklerin içinde. Geçtiğimiz gün medyaya bir haber yansıdı: Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu, çeşitli böcekler kullanılarak üretilen gıdaların güvenli olduğu görüşüne vardı. Bu gündemi belki bir çoğunuz ilk defa duydu ancak insanları böcek yemeye ikna ve teşvik etme çalışmaları aslında bir süredir uluslararası medyanın gündemlerinden biri. İnsanları böcek yemeye ikna etme çalışmaları 2008 yılında ağırlık kazanmaya başladı. Fox’da çıkan bir haberin başlığı şu şekilde: “Birleşmiş Milletler Konferansı, kıtlık kurbanlarından astronotlara herkes için böcek yemeyi teşvik ediyor
1/24/20215 minutes, 17 seconds
Episode Artwork

Cosmopolitan dergisinden obezite propagandası

Propaganda serimizde gerçeği çarpıtan, kavramları tersine çeviren uluslararası akımları çok konuştum. 2021 yılı da bu konuda hızlı bir başlangıç yaptı. Ünlü magazin dergisi Cosmopolitan, Şubat 2021 kapağında obezite problemi çeken bir modele yer verdi ve şu notu yazdı: “Bu sağlıklı!” Aslında ben böylesine basit bir konuda, böylesine basit bir gerçek üzerine bölüm yapmaktan bile utanıyorum ancak mesele tam da bu: En basit konularda bile kavramları nasıl da tersine döndürdükleri. Konu sağlığımız olduğunda bile. Cosmopolitan kapağının yeni bir durum olmadığından bahsettim. Aslında tüm konu faydalı bir işle başladı. Bir sağlık problemi olan kilo ile dalga geçmek, kilolu kişilere çeşitli sıfatlar takmak, bu kişileri utandırmak ve rencide etmek elbette ki kabul edilemez bir davranış. İngilizce’de “Fat-shaming” denen bu tür kaba davranışlara karşı “bedeninle barışık ol” sloganıyla bir akım başladı. Başlarda son derece faydalı olan bu akım bir noktadan sonra üçüncü dalga feministlerin sağlık karşıtı aktivizmine dönüştü. Obez olmak bir moda gibi sunulmaya başladı. Vogue dergisi “Şimdi moda ne?” sloganıyla yayınladığı posterde kilolu bir modeli paylaştı.
1/14/20214 minutes, 38 seconds
Episode Artwork

Büyük Reset: 2020’nin çözülemeyen terimi

Komplo teorileri gerçekten can sıkıcı, ama bundan daha can sıkıcı bir şey söylememi isteseniz her gördüğü şeye komplo teorisi diyenler derim. 2020 felaketler yılı oldu, aynı zamanda kafaların çok karışık olduğu bir yıldı. Medya tekelleri bir yandan büyük sıfırlama, great reset için komplo teorisi diyor, bir yandansa bu terim manşetlerden inmiyor? Peki biz hangisine inanılım?
12/30/20203 minutes, 41 seconds
Episode Artwork

2021 nasıl bir yıl olacak?

2020 felaketler yılı olmuştu. Bir çok kişi 2020 bitsin artık demişti. Peki 2021 nasıl bir yıl olacak? 2021 neler getirecek? Propaganda’nın bu bölümünde yeni yılın neler getireceğini anlattık. Geçtiğimiz gün dünya sağlık otoriteleri, İngiltere’de virüsün mutasyona uğradığını, %70 daha hızlı yayılan bir formunun ortaya çıktığını duyurdu. Avrupa ülkeleri tek tek İngiltere’den gelen uçuşları durdurdu, bunu dünyanın diğer ülkeleri takip etti. Hastalık artık yeni bir forma daha girdi, hatta yeni bir isim dahi aldı, ancak endişenmeye gerek yok, Almanya Sağlık Bakanı mevcut aşıların bu mutasyonu da kapsadığını bildirdi. Test edilmeden nasıl ulaşıldı ki bu bilgiye diye soruyorsanız sormaya devam edebilirsiniz. Çünkü sorularınızı duyan kimse yok. Sadece biz sıradan insanlar için değil, 2020 alanında uzman doktorların kısıtlamaları aşırı bulduğunu belirttiği için işinden kovulduğu, medyadan silindiği bir yıl oldu. The Irish Time’a verdiği röportaj ardından kovulan Dublin Midlands Hastane Grubu'nun klinik direktörü Dr. Martin Feeley bu doktorlardan sadece biri. Haliyle oto-sansür ve sessizlik sadece toplumu değil, tıp ve bilim dünyasını da sardı. Bu sansür ve sessizlik içinde yeni normal artık “normal” hale gelirken, kitleler de gerçek arayışı ile değil “normalden atılma” korkusu ile hareket etmeye başladı. Çünkü normallikten atılma, arkadaş kaybı, statü kaybı, gelir kaybı gibi bir çok cezayı da beraberinde getirir ki bunlar göze alması cesaret isteyen cezalardır. Ancak bununla kalmadı, bugün artık açık şekilde dillendirilen söylemlere göre yeni normali sorgulayanlar yakın gelecekte uçağa, otobüse dahi binemeyecek; kamu hizmetlerinden yararlanamayacak. 2020 yılında Black Mirror adlı dizinin bölümlerini aratmayacak sahnelere tanık olduk. Londra’nın ortasında sosyal mesafe izleme kuleleri, dronelarla kovalanan yaşlı insanlar, bomboş sokakta sokağa çıkma yasağını deldiği için ters kelepçeyle göz altına alınan insanlar...
12/30/20204 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

KADRAJ TÜRKİYE: AŞI ARAŞTIRMASI

GZT'nin gündeme ilişkin konu başlıklarını araştırmalarla destekleyen Podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta GZT Editörü Duygu Göktürk ile AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın 'Aşı Araştırması'nı konuşuyor.
12/22/202018 minutes, 58 seconds
Episode Artwork

Domatesin testi pozitif çıktı: Hızlı tanı kitleri güvenilir mi?

Sosyal medyada son zamanlarda viral olan bir video var. Bir milletvekili hızlı tanı kitleriyle kolaya test yapıyor ve kola pozitif antikor veriyor. Biz de bu deneyi kendimiz de yapalım dedik. Deneyimizde bir tane yumurta, bir tane portakal, su ve domates var. Bunlara test etmeye başladık. Hızlı tanı kitlerini aldığınızda içinden neler çıktığına bir bakalım: Bir tane böyle bir test cihazı çıkıyor, bir tane damlatma aparatı çıkıyor, bir tane de solüsyon çıkıyor. Bu testler şöyle çalışıyor: Diyorlar ki örnekten, kandan yani bir damla damlatıyoruz şuraya, ardından solüsyonumuzdan iki damla damlatıyoruz ve bekliyoruz. Şurada, C yazan yerde bir çizgi çıktığında bu negatif anlamına geliyor eğer başka bir çizgi yoksa. Eğer bu çizgiyle birlikte altında bir tane iki tane çizgi varsa bunlar da pozitif anlamına geliyor. Öncelikle yumurtadan bir örnek aldık. Damlalığımızla testimizin üzerine koyduk. Ardından portakal suyu, su ve domatesten de örnekleri aldık. İki dakika sonra testlerin sonuçları çıktı ve elimizdeki hızlı tanı kitlerinden iki tanesi pozitif çıktı. Bir tanesine domates damlatmıştık bir tanesine portakal suyu damlatmıştık. Test ettiğimiz bu hızlı tanı kitleri piyasada 10'lu, 40'lı paketler halinde satılıyor. Yani 1000 Dolar'ı bulan ücretlerle temin edilebilir. Domatese, portakala pozitif vermeleri gösteriyor ki ya bu yiyecekler COVİD19'a karşı antikor içeriyor, ki böyle olmadığını biliyoruz, ya da bu testler çalışmıyor. Bu deneyimiz, bazı medikal şirketlerin COVİD19 salgını krizini bir fırsat olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Yapılması gereken, hastanelerin ilgili bölümleri vasıtasıyla yapılan testler dışında hiçbir teste itibar etmemek
12/20/20202 minutes, 36 seconds
Episode Artwork

Tüm dünyanın konuştuğu kedinin hikayesi

Tüm olay Merve’nin babasıyla birlikte hastaneye gittiği sırada çektiği bir fotoğrafla başladı. Fotoğrafta küçük yavrusuyla hastaneye girmiş bir kedi vardı. Doktorlar ve diğer görevliler de bu kediyi sevmekteydi. Merve fotoğrafı sosyal medyada “Bugün hastanenin acilindeydik, bir kedi ağzında taşıdığı yavrusunu koşa koşa acile getirdi” notuyla paylaştı ve istesek yapamayacağımız bir sosyal deneye tanık oldu. Merve paylaşımını yaptıktan sonra o günkü işlerine devam ediyor, akşam evine dönüyor. Fotoğraf başta 100-150 civarı bir beğeni alıyor. Fakat ardından bir anda fotoğrafı herkes paylaşmaya başlıyor ve kısa sürede binlerce beğeniye ulaşıyor. Sosyal medyadaki büyük hesaplar da fotoğrafları alıp kendi yorumlarını ekleyerek art arda paylaşmaya başlıyor. Ancak ilginç olan şu: Fotoğraflar yaşandığı şekliyle değil, bir kurguyla paylaşılıyor... Anne kedinin yaralı yavrusunu koşa koşa acile taşıdığı kurgusuyla. Hatta paylaşan hesaplardan bazıları “bu olay bizim orada oldu, kediler şimdi iyi” şeklinde gerçeklikten iyice kopuk eklemeler dahi yapıyor.
12/17/20204 minutes, 28 seconds
Episode Artwork

Büyük İlaç Endüstrisi bilimsel araştırmaları nasıl manipüle ediyor?

Bilimsel veriler antidepresan kullanımının intihar oranını iki katına kadar arttırdığını söylüyor. Peki size bir soru soracağım: Siz hiç bir intihar ardından “kullandığı antidepresan sebebiyle intihar etti” haberine rastladınız mı? TIME dergisinde çıkan bir habere göre ABD’de 2017 yılına kadar geçen 15 yılda antidepresan kullanımı %65 arttı. Hastalık Takip Merkezi verilerine göreyse aynı süre içinde intihar yoluyla ölüm %30'dan fazla oranda arttı. Bu artışla ilgili medya birçok farklı teori ortaya attı. İnternet bağımlılığından Trump başkanlığına hatta iklim değişikliğine kadar her şey suçlandı. Tek bir şey dışında: Anti-depresan kullanımı. Bilimsel verilere göre antidepresan kullanımı intihar riskini iki katına çıkartıyor ancak madyaya göre hiç kimse antidepresan yüzünden intihar etmiyor. Peki bu nasıl oluyor? US Today’de yer alan bir habere göre farmasötik sektörün, yani ilaç sektörünün 2016 yılında sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde reklam sektörüne yaptığı yatırım 6 miyar dolar. Yani size bunu niye yaptıklarının 6 milyar sebebini sayabilirim... Ancak medya ile Büyük İlaç Endüstrisi arasındaki finansal bağ zaten bir sır değil. Propagandanın bu bölümünde, çok daha tehlikeli bir finansal bağı, Büyük İlaç Endüstrisinin bilimi nasıl esir aldığını anlatacağım.
12/15/20207 minutes, 7 seconds
Episode Artwork

"Bill Gates insanlara çip takacak" iddiasının aslı ne?

Bugün internet “komplo teorisi” olarak adlandırılan bu tarz videolarla dolu ve aklınıza hayalinize gelmeyecek konular hakkında aklınıza hayalinize gelmeyecek bağlantılar sıralanmaktalar. Aslında ben böyle videoları epey seviyorum ve gülerek izliyorum ancak emin olun, GZT hakkında hazırladığımız bu mizanseni dahi ciddiye alacak insanlar var. Propaganda serisi ismini ana akım medyanın propagandacı yayın çizgisinden almakta. Yayınlarımda ağırlıklı olarak ana akım medyanın gerçek gazeteciliğe açtığı savaşı işlemekteyim. Bu içeriklerime de haklı olarak şöyle bir yorum geliyor: Ana akım medyaya güvenmeyelim de bu tarz komplo teorilerine mi güvenelim. Gerçekten neye güvenelim? Ne komplo teorisi ve ne gerçek gazetecilik?
12/7/20204 minutes, 58 seconds
Episode Artwork

KADRAJ TÜRKİYE: COVID-19 ARAŞTIRMASI

GZT'nin gündeme ilişkin konu başlıklarını araştırmalarla destekleyen Podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk COVID-19 Araştırmasını konuşuyor.
12/7/202019 minutes, 37 seconds
Episode Artwork

İndirim günlerinde alışveriş yapmak gerçekten avantajlı mı?

Yılın en çok beklenen alışveriş günü, Kara Cuma adıyla hayatımıza giren, uyandırdığı negatif çağrışım sebebiyle son zamanlarda Efsane Cuma olarak anılan gün. Hatta geçtiğimiz günlerde metrobüs durağında bir marka, daha da bizden bir alternatif isim vermişti: Bereketli Cuma. Mübarek Cuma’nın kapitalizmle sınavı yüzümde trajik bir gülümseme bırakmış olsa da, Propaganda’nın bu bölümünde herkesin merak ettiği bir konuyu konuşalım: Gerçekten indirim oluyor mu? Gerçekten bugün alışveriş yapmak için en doğru gün mü?
12/1/20203 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

Film fragmanlarında kullanılan gizli manipülasyon teknikleri

İyi bir fragman bir filmi gişede uçurabilir, tam tersi kötü bir fragmansa bir filmi batırma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle hiçbir video kategorisi, milyon dolarlık filmlerin kaderini elinde tutan fragmanlar kadar titizlikle hazırlanmaz. Her müzik notası, her ses efekti ve her eylem sahnesi maksimum psikolojik etki için özenle seçilir. Peki nasıl? Film fragmanları bu yoğun psikolojik etkiyi oluşturmak ve bizi ikna etmek için hangi taktikleri kullanıyor?
11/26/20204 minutes, 20 seconds
Episode Artwork

KADRAJ TÜRKİYE: İZMİR DEPREM ARAŞTIRMASI

GZT'nin gündeme ilişkin konu başlıklarını araştırmalarla destekleyen podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk İzmir Deprem Araştırmasını konuşuyor.
11/16/202016 minutes, 56 seconds
Episode Artwork

Bir çocuk komedyeninden nasıl bilim adamı türetildi?

Profesör Frank Abagnale’ın yaptığı bir araştırma hepimizi şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç bir sonuca ulaştı: İşaret parmağı orta parmağından bir tırnak kadar kısa olanlar üstün zekalı bireyler oluyor ve iş hayatında daha yüksek para kazanıyor. Abagnale bu araştırmasını 8 yılda tamamladı ve toplam 20 bine yakın deneği inceledi. Bu araştırma ardından bazı CEO’lar, işe aldığı kişilerin parmak boyuna baktığını söyledi. BBC’ye konuşan üst düzey bir enerji sektörü yöneticisi, işaret parmağı ve orta parmak kıyasının mülakattan daha önemli bir kriter olduğunu söyledi. Garip değil mi? Parmak boyuyla bunun ne ilişkisi olabilir dersiniz ama bilim tam da bu değil mi? Her zaman doğru söyleyen, asla yanılmayan, güvenilecek tek kaynak değil mi?
11/13/20204 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

ABD seçimlerinin görünmeyen kazananı: Üç Aile Oligarşisi

Amerika’da resmi sonuçları hala açıklanmayan seçim belirsizliğini koruyor ve analizler Biden’ın seçimi kazanmaya daha yakın olduğundan bahsediyor. Özellikle posta yoluyla gelen oylarda hile şüphesi olduğunu düşünen Trump ise yaptığı açıklamalarla süreci mahkemeye götüreceğinin sinyalini verdi. Yani öyle görünüyor ki, bu belirsiz ortam daha uzun süre devam edecek. Peki Biden seçimi kazanırsa ne olacak? Bizi nasıl bir Amerika bekliyor?
11/12/20203 minutes, 37 seconds
Episode Artwork

Twitter’ın ABD seçimlerindeki korkutucu politik sansürü

Twitter, yaptığı sansürlere gerekçesini "doğru bilgi akışını sağlamak” ve "dezenformasyona izin vermemek" olarak açıklıyor. Ancak nasıl oluyorsa bu “dezenformasyon” hassasiyeti yalnızca Twitter’ın politik duruşuyla örtüşmeyen hesaplar paylaşım yaptığında akıllarına geliyor. Örneğin Trump’ın Rus ajanı olduğunu söyleyen hesaplara hiçbir yaptırım uygulanmazken, Biden’ın oğlunun Ukrayna’daki yolsuzluğunu paylaşan hesaplar engelleniyor...
11/8/20205 minutes, 7 seconds
Episode Artwork

KADRAJ TÜRKİYE: AZERBAYCAN VE DIŞ POLİTİKA ARAŞTIRMASI

GZT'nin gündeme ilişkin konu başlıklarını araştırmalarla destekleyen podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk Azerbaycan ve Dış Politika Araştırmasını konusuyor.
10/23/202019 minutes, 38 seconds
Episode Artwork

Paris Moda Haftası’nı nasıl trollediler?

Paris Moda Haftası’na damgasını vuran bir kot tasarımı düşünün. Tasarımcısı etkinliklerin baş köşesinde ağırlanıyor, modeller-fenomenler o kotu giyiyor, moda yatırımcıları kotun tasarımcısını başka etkinliklerde de ağırlamak istiyor... Her şey mükemmel! Yalnız bir şey dışında...
10/19/20203 minutes, 42 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 12 Ekim

Geçmiş tarihli gazetelerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Günümüz ve geçmişi kıyaslayarak tarihi bir yolculuğa sizi de davet ediyoruz. Sabah Şeriflerine hoşgeldiniz.
10/12/202023 minutes, 53 seconds
Episode Artwork

Google kişisel veri toplamak için bizi dinliyor mu?

Komplo teorileri bitmek tükenmek bilmiyor ve her gün daha çılgın bir tanesiyle karşılaşıyoruz. Son zamanlarda yeniden gündem olan en popülerlerinden biri ise, Google’ın konuşmalarımızı dinlediği iddiası. Propaganda’nın bu bölümünde, bu popüler komplo teorisinin gerçeklik payının ne olduğunu araştıracağız.
10/9/20205 minutes, 40 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 9 Ekim

Geçmiş tarihli gazetelerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Günümüz ve geçmişi kıyaslayarak tarihi bir yolculuğa sizi de davet ediyoruz. Sabah Şeriflerine hoşgeldiniz.
10/9/202022 minutes, 55 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 8 Ekim

Geçmiş tarihli gazetelerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Günümüz ve geçmişi kıyaslayarak tarihi bir yolculuğa sizi de davet ediyoruz. Sabah Şeriflerine hoşgeldiniz.
10/8/202015 minutes, 22 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 7 Ekim

Geçmiş tarihli gazetelerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Günümüz ve geçmişi kıyaslayarak tarihi bir yolculuğa sizi de davet ediyoruz. Sabah Şeriflerine hoşgeldiniz.
10/7/202021 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 5 Ekim

Geçmiş tarihli gazetelerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Günümüz ve geçmişi kıyaslayarak tarihi bir yolculuğa sizi de davet ediyoruz. Sabah Şeriflerine hoşgeldiniz.
10/6/202022 minutes, 38 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 2 Ekim

1934'te Türkiye ve dünyada neler konuşuluyordu?' Sorunun yanıtını arayan Hikmet ve Nazif geçmiş gazeteleri okuyup anılarını paylaşıyor. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
10/2/202023 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 1 Ekim

1934'te Türkiye ve dünyada neler konuşuluyordu?' Sorunun yanıtını arayan Hikmet ve Nazif geçmiş gazeteleri okuyup anılarını paylaşıyor. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
10/1/202022 minutes, 4 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 30 Eylül

Yıllar önce Türkiye ve dünyada neler konuşuluyordu?' sorusunun yanıtını aradık. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
9/30/202021 minutes, 35 seconds
Episode Artwork

Başarısız, yeteneksiz ve itibarsız: Fransa'nın genç cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Propaganda’nın bu bölümünde, bu sefer başarısız bir Propaganda’yı anlatacağız: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
9/29/20206 minutes, 45 seconds
Episode Artwork

Netflix ve diğerleri ne yapmaya çalışıyor?

Netflix’in Minnoşlar filmi gelen yoğun tepkiye rağmen yayına girmeye hazırlanırken bir şey dikkatinizi çekmiş olmalı: Son zamanlarda medyada; özellikle film, dizi ve çizgi filmlerde çocuk istismarının normalleştirilmesi hiç olmadığı kadar hızla artmaya başladı. Peki ne oldu? Neden ana akım medyaya hâkim yapım ve yayın şirketleri çocuk istismarını normalleştirmek için bu derece acele etmeye başladı?
9/29/20206 minutes, 40 seconds
Episode Artwork

Çin gerçekleri hepimizden nasıl sakladı?

COVID-19 krizi tüm dünyayı sarstı ve sarsmaya devam ediyor. Bu süreçle ilgili bir çok yazı yazılıyor, bir çok analiz yapılıyor ama bir ülke var ki, bu süreçteki rolünü uluslararası medyada konuşmak neredeyse yasak: Çin Halk Cumhuriyeti. Hatta aksine, hangi uluslararası medyanın sayfasına girsek Wuhan’ın zaferi, Çin’in mükemmel süreç yönetimi haberleriyle karşılaşıyoruz... Peki nasıl oldu da Çin hakkında olumsuz haberler medyada giderek daha az şekilde yer almaya başladı?
9/29/20207 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

Twitter bizi neden sansürledi?

Propaganda’nın geçtiğimiz bölümlerinde, LGBT aktivizmi takıntısı üzerine bir içerik hazırlamıştım. İçinde hiçbir hakaret geçmeyen, hiçbir uygunsuz görsel bulunmayan, hiç kimseyi aşağılamayan, yalnızca mevut LGBT aktivizmini eleştiren videomun Twitter tarafından gösterimi kısıtlandı. Propaganda’nın bu bölümünde, zorlansak da, sosyal medyanın geldiği noktayı ve sistematik sansürü işleyeceğiz.
9/29/20205 minutes, 55 seconds
Episode Artwork

Dünyayı yöneten pedofili ağı

Wayfair isimli mobilya firmasının yüksek fiyatlı eşya gibi göstererek çocuk ticareti yaptığı iddiası çürütüldü. Hepimiz rahat bir nefes alarak arkamıza yaslanabiliriz. Ünlü isimlere, ünlü markalara, ünlü kuruluşlara ve politikacılara kadar uzanan çocuk tacirleri hakkında konuşan herkes çılgın birer komplocu çıktı, öyle mi? İnsanların bir mobilya satış sitesi üzerinden çocuk ticareti yapıldığına ihtimal verecek kadar paranoyaklaşması, zekaca düşük olmalarından dolayı, pek eğitimli zeki insanlar ise 2020 yılında bu komplocularla uğraşmak zorunda kalıyor değil mi? Peki bu paranoyanın altında yatan gerekçe gerçekten buysa, nasıl oluyor da neredeyse her büyük pedofili skandalı uluslararası şirketlerin tepe yöneticilerinden uluslararası medyaya, hükumet üyelerinden dünya bürokrasisinin kritik noktalarına, uluslararası dernek ve vakıflardan ünlülere, milyarderlere kadar uzanan bir ağ ile bağlantılı çıkıyor? Gelin birlikte bakalım
9/29/20209 minutes, 55 seconds
Episode Artwork

Büyük markaların LGBT takıntısı

Size dünyanın en ilerici ve özgürlükçü şirketlerinden birini söyleyeyim mi? Nestle! Çünkü, LGBT aktivizmini savunuyor. Bi dakika... Nestle Güney Afrika’daki kakao tarlalarında çalıştırdığı çocuk işçiler sebebiyle ve anne sütünü engelleyici ürünler üretmesinden dolayı boykot edilmiyor muydu? Ama sonuçta, bunları yaparken cinsel eğilim ayrımı yapmadı. Devam edelim. Size dünyanın en ilerici ve özgürlükçü başkanlarından birini söyleyeyim: Tabii ki Obama!
9/29/20206 minutes, 39 seconds
Episode Artwork

Çocukları kim koruyacak?

BBC'nin çocukları hedef alan #LGBT propagandası sadece bir kaç münferit örnek mi? #MuratSoydan, sistematik propagandanın 2012 yılından bugüne uzanan geçmişini yıl yıl #Propaganda serimizde anlattı.​
9/29/20207 minutes, 23 seconds
Episode Artwork

LGBT'nin Cinsiyetsizlik Projesi ve Gerçekler

LGBT aktivizminin geldiği nokta biyoloji bilimini inkar eder bir noktada. Cinsiyet kavramı biyoloji biliminin temel gerçeklerindenken ve yalnızca iki cinsiyet olduğu tartışmasız bir gerçekken, bazı çevreler ısrarla ikiden fazla cinsiyeti, hatta “cinsiyetsizlik” diye adlandırılan bir durumun propagandasını yapmakta.
9/29/20207 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

ABD'deki sokak olaylarının amacı ne?

Şu an ABD’de çıkan olayların orijini oluşturan ve neredeyse tüm sol-liberal çevrelerin desteklediği bir hareket var: Black Lives Matter. Türkçe ismiyle “Siyahi Hayatlar Önemlidir”. Tabii ki önemlidir. Beyazların hayatları da, latinlerin hayatları da, asyalıların hayatları da önemlidir. Bütün hayatlar önemlidir. Peki gerçek ne kadar önemlidir?
9/29/20207 minutes, 12 seconds
Episode Artwork

Bill Gates nasıl pandemi uzmanı oldu?

Magazin programlarını takip ettiğimizde zenginlerin çeşitli lüks hobilerine çok kez tanık olmuşuzdur. Kimisi bir ada satın alır, kimisi bir futbol kulübü satın alır. Ama Bill Gates hepsinden farklı bir şey yaptı. Kendisini dünyanın en zenginleri listesine sokan servetiyle Cenevre’deki Dünya Sağlık Örgütü’nü satın aldı. Bugün halk sağlığı, medikal araştırma ve aşı dediğimizde hangi köşeye baksak Bill Gates’le karşılaşmaktayız. Covid19 salgını ortaya çıktığında da bu manzara değişmedi. Uluslararası basın şirketlerinin baş köşelerinde Bill Gates’in pandemi ile ve pandemiye karşı ülkelerin gösterdiği reaksiyon ile ilgili yorumlarını görmekteyiz, okumaktayız. Peki bu nasıl oldu? Tıbbi bir eğitimi bulunmayan Batılı milyarder bir oligark nasıl oldu da pandemi sürecinin uzmanı oldu?
9/29/20207 minutes, 48 seconds
Episode Artwork

Dünya Sağlık Örgütü'nü kim yönetiyor?

“Terör örgütü üyeliğinden Dünya Sağlık Örgütü başkanlığına uzanan bir hikaye: Tedros Adhanom.” DSÖ başkanlığında bulunan ismin geçmişini #Propaganda serimizde Murat Soydan anlattı. Koronavirüs sürecinde birçok kişinin dikkatini çeken Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom aslında kim? Tüm dünyayı saran pandemi korkusu, bir suçlu arayışını da beraberinde getirdi. ABD Başkanı Donald Trump'ın da basın açıklamalarında hedef gösterdiği Dünya Sağlık Örgütü'nü bilinmeyen yönleriyle araştırdık. Keyifli seyirler...
9/29/20209 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

Koronavirüsün 5G ile alakası var mı?

Covid19, yani yeni koronavirüs salgını 5G sebebiyle mi? Bu aralar pek çok yerde bu iddiayı görüyoruz. Oysa bulgular, iddiayı doğrulamıyor. Peki nereden çıktı? Propaganda serimizin bu bölümünü 5G teknolojisi ve Korona salgını konusuna ayırdık. Teknoloji bugün hayatımızın her alanını kuşatmış durumda. Hayatımızı kolaylaştırıyor ama dez avantajları da beraberinde getiriyor. Bu dez avantajlardan biri de elektromanyetik kirlilik diye anılan teknolojinin yaydığı kirlilik. Yani cep telefonlarının, wireless internetin, elektronik kabloların, tv vericilerinin ortaya çıkardığı, gözümüzle görmediğimiz kirlilik. İnsan bedeninin işleyişi aslında bir elektronik sistemin işleyişi gibidir. Vücudumuzda 1 ila 250 mikrovolt arasında bir elektrik akımı vardır. Sinir sistemleri birbiri ile bu akım sayesinde haberleşir. Uzunluğu 500 bin kilometreyi bulan 25 milyardan fazla sinir hücresi vucudumuzun elektronik sistemini oluşturur. Dışarıdan gelen bir elektromanyetik alanın bu sisteme etki etmesi hem sinir sistemimiznde, hem dolaşım sistemimizde, hem de bağışıklık sistemimizde sorunlar ortaya çıkarabilir.
9/29/20206 minutes, 9 seconds
Episode Artwork

Koronavirüs salgınını daha önceden biliyorlar mıydı?

Rockefeller Vakfı, koronavirüs salgınını önceden biliyor muydu? Salgını önceden haber veren kehanetler geleceği nasıl bildi? Murat Soydan, Propaganda'nın yeni bölümünde anlattı.
9/29/20206 minutes, 9 seconds
Episode Artwork

Koronadan daha tehlikeli: 'Korku Salgını!'

Korona salgını konusu, artık sadece bir virüs salgını konusu olmaktan çıktı. Hastalık ile ilgii ortaya atılan yalan haberler toplumsal psikolojiyi hedef alan bir boyuta ulaştı ve bu durum en az hastalık kadar toplumsal sağlığı tehdit eden bir potansiyel taşıyor. Peki korku salgını koronavirüsten daha mı tehlikeli?
9/29/20208 minutes, 30 seconds
Episode Artwork

Operasyon sırasında nasıl kara propaganda yapıldı?

Propaganda’nın ilk bölümünden beri söylediğimiz, hatta bu seriyi yapma sebebimizi oluşturan bir şey var: Savaşlar sadece cephede sürmüyor. Birliklerimizin Suriye’de uğradığı saldırı sonrası ortaya çıkan kısa süreli belirsizlik, toplumu demoralize etmek isteyenler için bir fırsat olarak görüldü ve şehit sayısı üzerinden yürütülen bir yalan haber kampanyası ile karşı karşıya kaldık. Hemen ardından gelen ve Suriye’deki varlığımızı sorgulayan bir “Suriye’de ne işimiz var?” kampanyası da, aynı amaçla tabloyu tamamladı. Geçtiğimiz hafta, 26 Şubat akşamüstü tüm ülkeyi yasa boğan bir haber aldık. Suriye’nin İdlip şehrinde konuşlanmış olan birliklerimize bir saldırı yapıldı ve 36 askerimiz şehit oldu. Elbette bu açık ve öldürücü saldırı ile kıyaslanamaz ancak eş zamanlı olarak bir saldırı daha yaşadık. Sosyal medya merkezli yalan propagandası ile yürütülen bu saldırı, psikolojik savaşın demoralizasyon aşamasına hizmet etmekteydi. Yaşadığımız bu süreç, demoralizasyonun ne olduğunu daha detaylı işlemenin önemini ortaya çıkardı ve sosyal medyada bu propagandanın nasıl işlediğini anlattık.
9/29/20206 minutes, 10 seconds
Episode Artwork

Yalan haberler neden daha çok paylaşılıyor?

Yalan haberlerin popülerleşmesi ve gerçeklere oranla daha hızlı yayılmasının nedenlerini Murat Soydan Propaganda’da anlat
9/29/20204 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Psikolojik savaş nasıl işliyor? | KGB Ajanının itirafları

Yalan haberler artık gündelik hayatın bir parçası oldu, her gün bir yenisine rastlıyoruz. Artık sadece bir “yalan haber” olmaktan çıkıp gerçeklik algımızı tehdit eden bir boyuta ulaştı. Hatta toplumun önemli bir kesimi için gerçeklik algısı bizzat bu haberler üzerinden şekilleniyor ve bu kesim yalan ile gerçeği ayıramıyor. Bu durum, sadece bir yalan haberler kümesiyle değil, daha sistematik bir psikolojik savaş ile karşı karşıya olduğumuz şüphesini doğuruyor. Bu bölümde, sizinle 1985 yılında kaydedilmiş bir röportajı paylaşacağım. Konuşan kişi sonradan anti-komünist çalışmalar yapmış eski bir KGB ajanı Yuri Bezmenov. Konu üzerine saatlerce konuşsak anlatamayacağımız geçekleri Bezmenov bu konuşmasında büyük bir sadelik içinde anlatıyor: Türkiye’yi ve birey birey hepimizi tehdit eden psikolojik savaş ne, hangi aşamalardan oluşuyor ve nasıl işliyor?
9/29/20207 minutes, 27 seconds
Episode Artwork

Avrupa'nın taht savaşları ve Brexit

Vitrine demokrasinin konduğu Avrupa’da taht savaşları gerçekten bitti mi? Gelin sizinle Brexit’e kadar uzanan Avrupa tarihine farklı bir açıdan bakalım. #Propaganda serimizin bu bölümünde Avrupa’yı işgal eden kavimleri ve bugüne uzanan taht kavgasını Murat Soydan anlattı.
9/29/20207 minutes, 44 seconds
Episode Artwork

Korona'ya bir de buradan bakın

"SARS ve Domuz gribi salgınlarında olduğu gibi yine psikolojimizi hedef alan bir korku propagandası ile karşı karşıyayız.” Aralık ayında ortaya çıkan #Corona virüsü, Çin’de yayılmaya devam ediyor. Türkiye’de henüz risk yok ancak dünyada ölümler devam ediyor. Tedavi edilemeyen ve kurtarılamayan onlarca hasta var. Dünya Sağlık Örgütü ise yeni corona virüsü nedeniyle küresel çapta acil durum ilan etti ancak durum sandığımız kadar kötü mü?
9/29/20209 minutes, 56 seconds
Episode Artwork

Netflix Messıah ile ne anlatıyor?

Ülkece #Mehdi ve #Mesih konularına özellikle sosyal medyadaki trol videolardan aşinayız. Netflix’in orijinal dizisi #Messiah ile daha da dikat çeken bu konuyu Propaganda’nın 2. bölümünde derinlemesine inceledik. Baştan uyaralım, eğer diziyi izlemediyseniz videomuzdan spolier gelebilir. Dizinin ana karakteri #Payam Suriye’de ortaya çıktı. #DAEŞ’i vuran bir kum fırtınası ardından peşindekilerle birlikte #İsrail sınırına dayandı. Tutuklandı ancak gözaltından kaçtı. #Kudüs’te görüldü. Ardından açıklanamayan bir şekilde #Texas’a geçen Payam, çözülemeyen ve mucize olarak yorumlanan pek çok olayın başrolünde yer alarak dünya çapında binlerce takipçiye ulaştı. Peki Payam gerçekten Mesih miydi? Yoksa uluslararası bir terörist, ya da sadece psikolojik sorunları olan yetenekli biri miydi? Dahası, #liberal propaganda platformu olarak nam salmış Netflix’in Messiah dizisi hangi ideolojik mesajları barındırmaktaydı.
9/29/20208 minutes, 25 seconds
Episode Artwork

ABD medyası aslında ne yapıyor?

Hemen hemen hepimiz, çocukluğumuzda izlediğimiz pek çok çizgi filmde, büyüdüğümüzde ise çok sayıda filmde Warner Bros logosuyla karşılaştık. Buna ek olarak dünyaca ünlü haber kanalı CNN’i, en meşhur bilim dergisi (Popular Science) popilır sayns’ı da hatırlamayan, tanımayan yoktur. Peki, bu 3 farklı markanın da tek bir şirkete ait olduğunu biliyor muydunuz?
9/29/20207 minutes, 48 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 29 Eylül

Yıllar önce Türkiye ve dünyada neler konuşuluyordu?' sorusunun yanıtını aradık. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
9/29/202020 minutes, 11 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri|Eski Gazeteler 28 Eylül

Sabah Şerifleri geri döndü! '78 yıl önce Türkiye ve dünyada neler konuşuluyordu?' sorusunun yanıtını aradık. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz
9/28/202021 minutes, 4 seconds
Episode Artwork

Kutsal Binalar - Ayasofya 🕌

Arkitekt.com genel yayın yönetmeni Yasemin Karaca ve Mecra yayın yönetmeni Taha Kılınç, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını tarihsel referanslarla tartışıyor. Arkitekt Konuşmaları’nın Kutsal Binalar’ serisinin ilk bölümü olan ‘Ayasofya’yı karşılaştırmalı örnekler ve farklı bir bakışla dinleyeceksiniz.
7/14/202042 minutes, 31 seconds
Episode Artwork

Kadraj Türkiye: Sosyal Medya Düzenlemesi Algı Araştırması

GZT'nin gündeme ilişkin konu başlıklarını araştırmalarla destekleyen podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk Sosyal Medya Düzenlemesi Algı Araştırmasını konuşuyor
7/14/202020 minutes, 9 seconds
Episode Artwork

Kadraj Türkiye: E-Ticaret Araştırması

Türkiye'nin kadrajına giren konulara ilişkin yapılan araştırmaların ele alındığı podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk e-ticaret araştırmasını konuşuyor.
7/8/202021 minutes, 4 seconds
Episode Artwork

Kadraj Türkiye: Ayasofya Özel Araştırması

Türkiye'nin kadrajına giren konulara ilişkin yapılan araştırmaların ele alındığı podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ve GZT Editörü Duygu Göktürk Ayasofya Özel araştırmasını konuştu.
7/3/20208 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Kahve Muhabbeti: Prof. Dr. Uğur Batı'dan ikna sanatı

Kahve Muhabbeti'nin bu bölümünde GZT Editörü Duygu Göktürk'ün konuğu Prof. Dr. Uğur Batı! Konumuz ise ikna sanatı, karar bilimi ve ilişkiler...
6/25/202024 minutes, 20 seconds
Episode Artwork

Kadraj Türkiye: COVID-19 sonrası tatil alışkanlıkları

Uzun bir aradan son Kadraj Türkiye kaldığı yerden devam ediyor. Türkiye'nin gündemine ilişkin yapılan araştırmaların ele alındığı podcast dizisi Kadraj Türkiye'de bu hafta AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın ile GZT Editörü Duygu Göktürk COVID-19 sonrası tatil alışkanlıkları araştırmasını konuştu.
6/25/202017 minutes, 49 seconds
Episode Artwork

Anlaştık Mı- Maske Takma 😷

48 ilde hayatın tüm alanlarında, 33 ilde ise alışveriş merkezi, market, restoran, kafe ve kuaför gibi insanların toplu halde bulunduğu iş yerlerinde takılması zorunlu hale getirilen maskeler, sosyal medyayı ikiye böldü. Bir kısım maske takılmalı derken diğer kesim ise maske takılmamasını talep ediyor. GZT editörleri Hikmet Yalçınkaya ve Murat Soydan maske konusunu yeni formatımız 'Anlaştık mı?' da ele alıyor.
6/23/202020 minutes, 28 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Diyet

Doktor sihirli sözcükleri kullanıyor: Karaciğerinde yağlanma var, bir diyetisyene görünsen iyi olur. Olabilir, diye düşünüyorum içimden. Belki yemek yemeyi seviyorum. Çok yemeği. Karakterim böyledir belki. Kent insanlarının içinde vücudundan şikâyetçi olmayan birini bulmak neredeyse imkânsız. Kilolar, yağ/ kas oranı, su miktarı. Merdiven altı spor salonlarındaki saçma sapan aletlerin ölçümleriyle hayata tutunmaya çalışıyoruz. Eğlenceli değil. Hayatın bir inanç meselesi olduğunu unuttuğumuzdan beri olasılıklar saf mantıkla netleşiyor. Coyote yerçekimine inandığı için boşlukta koşamaz. Ama Rood Runner’ı engelleyecek bir bilgisi yok. Ne zaman diyet kelimesini duysam aklıma Marco Polo dizisinden bir sahne geliyor. Koskoca Kubilay Han’ın kardeşiyle dövüştüğü sahne. Bu bir kurgu. Kabul ediyorum. Ama imkânlar esasında bir inanç meselesi
5/29/20202 minutes, 53 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Değişim kartı

Eski masalların hiçbirinde, hiçbir zaman, hiçbir ulak şöyle bir cümle kurmadı, “Padişahımız sana siyah bir at gönderdi ama istemezsen bak değişim kartı burada, tam senin göz renginle uyumlu bir at daha var, vaktin olduğunda gel istersen bir bakalım, ne dersin?”
5/29/20204 minutes, 35 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Çöp poşeti

Uzun süredir sağımdaki dolabın en üst rafında. Onu tekinsizce takip ediyorum. Gözlerimi çevirdiğim her an sanırım o bunu yakalıyor. Limon kokulu, sarı. Hangi zamandan, kim koydu rafa bilmiyorum. Sanırım aramızda tam bir güven ilişkisi kurduk. Ben onu kullanmamaya söz verdim. O da sessizce, sentetik limon kokusunu benimle paylaşmaya. İkimiz de biliyoruz ki bir anlık krize bakar.
5/29/20203 minutes, 43 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kütüphane

Kütüphane modern bir tarihi eser olarak her yerde. Ufak bir ilçede halkın bilmediği köşede. Şehrin göbeğinde. Devasa yapıların depolarında. Bir yerlerde, bir şekilde varlığını sürdürüyor. Farklı çağın çağrısı gibi. Ya da tam tersi. Postmodern bir müze. Kütüphaneler yeni çağın gerektirdiği hızın aksine yavaş. İlk şıktan yanayım. Herkesi eşitleyen. Kitaplar, bilgi ve çabanın karşısında herkesi küçük düşürüyor. Ne kadar çok bilmediğin ne kadar çok bilmen gerektiği. Aynı anda hepsi ya da hiçbiri. Bilgi açlığı modern bir durumdur belki. Bilmiyorum. Karışık.
5/29/20203 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Semt pazarı

Düzenli olarak evimize yakın semt pazarına çıkıyoruz. Özellikle akşamları. Sıkı pazarlık, afili laflar, pokerface. Yeteneğimizi konuşturuyoruz pek çok beyaz yakalı gibi. Akşamları, sanıldığının aksine ucuz alış-veriş için değil, eğlence için pazara gidilir. Bütçesi belli olan sabahtan gider ve iyisini alır. Kentliler için bir karnaval. Akşam pazarı, semt pazarının altında bir başlık. Belki başlı başına bağımsızlığını ilan etmesi gereken bir gerçek. Post-modern mitoloji sözlüğünde caddeler boyunca kurulan bir şov. Tropikal meyvelerin cirit attığı bir gösteri. Semt pazarlarını bir çeşit toplumsal kabul ayakta tutuyor. İhtiyaç olduğundan değil belki. Bir çeşit stadyum. Sabahına giyeceğimiz takım elbiseye, taşıyacağımız yaka kartlarına inat. Eşofman altı ve siyah t-shirtle, medeniyete biraz daha geç kalma idmanı.
5/29/20202 minutes, 1 second
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Halı

Halılar, bildiğimiz ilk medeniyetlerden beri, yerlerimizi ve duvarlarımızı kaplıyor. Alanı yakalıyor, evcilleştiriyor ve eğitiyor. Bazen zenginlik bazen fakirlik göstergesi. Halı kadar çok anlamı içinde barındırabilen başka bir ikon olduğunu zannetmiyorum. Pek çok medeniyet kadar eski, geleceğe tartışmasız uzanacak kadar yeni.
5/29/20203 minutes, 58 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Termos

Eksi dereceleri bile görmeyen sokaklarımızda sıcağı hapsediyoruz. Yan odada buzdolabının sesini duyarken soğuğu masamızda tutuyoruz.
5/29/20203 minutes, 30 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Perde

Perde, sonsuz ihtimalleri kapatan bir buluş. İçerisi ve dışarısı diye evreni bir anda ikiye bölebilir. İçerisi için bir gösteriş. İşlevsiz bir duvar süsü. Zenginlik. Dışarısı için bambaşka bir dünya. Görünmeyenin ihtimalleri…
5/29/20203 minutes, 51 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Personel servisi

Her sabah 6.40’da başlayan bir karnaval. Kentin çemberinden merkezine yolculuk. Uyuklayanlar, horlayanlar, birbirinden hoşlananlar. Bitmeyen bir çile, vazgeçilemeyen bir konfor. Personel servisi, beyaz yakalı hayatın geri dönülemez bir kazancı. Gösterge. Lanet. Eski zamanda bir kez, servisli bir işim olsun diye dua etmiş olmalıyım. “Neyi nasıl istediğinden emin olmadıkça isteme.” derdi dedem. Dedem gibi olmayı çok isterdim. Servis şoförlüğünü başaran kişi, her şeyin altından kalkar. Düşünsene yıllarca aynı saatte uyanan, arabaya binen, sigara içen biri. Heykel. Nefes alan bir anıt. Yıllarca aynı servisle işe giden gelen biri peki? Karşılığını bulamıyorum. İmkânsız olmalı. On yıllarca aynı odanın cam kenarındaki masası. Kesinlikle eleştirmiyorum. Daha iyi bir önerim yok.
5/29/20203 minutes, 47 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Sırt Çantası

Post-apokaliptik çağa bir özlem belki. Korku. Ya da ikisinin birden eşitlendiği yer. Kaçış ihtimali mi? Belki. Evet, kentten çıkmak ve bir daha dönmemek. Son bakışta aşk.
5/29/20203 minutes, 32 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Islak mendil

Kent insanının vazgeçilmezi. Tüket ve at. Sağlık için yok et. Post-modernizmin mükemmel açıklayıcısı. Sözlük için eşsiz bir madde. Binlerce ürün çeşidiyle bizi hastalıklardan koruyan ve ölümsüzlük yeteneği kazandıran bir büyü. Fantastik bir buluş.
5/29/20203 minutes, 19 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Dünya vatandaşı

Sırf gidebiliyoruz, uçabiliyoruz, ekonomik gücümüz yetiyor diye seyahat etmeyi anlamıyorum. Bir coğrafyayı on günde gezmenin, yola çıkmadan her anı belirlenmiş bir oyuna dâhil olmanın heyecan verici bir tarafı yok. Dünyayı komşu dairenin mutfak balkonu gibi görüp dolaşmak hoş değil.
5/29/20203 minutes, 49 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kahve makinesi

Mitolojiden bir icat. Tezgâhlarımızın, ofis dolaplarımızın köşelerinden yayılan bir ses. Bir kahve çekirdeğine sunulan bin bir çeşit kaplıca imkânı. Zincir mağazaları, viral reklamları, bardak şekilleri ve anlattıklarıyla bir dünya. Beyaz yakalı evreninde bir tarz göstergesi. Gömlek rengimizin, kravat desenimizin tamamlayıcısı. Kahve. Klasik bir içeceğin keşfedilmiş sonsuz potansiyeli.
5/29/20203 minutes, 32 seconds
Episode Artwork

Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kedi

Kediler binlerce yıldır hayatlarımızda. Ya da tam tersi. Biz kedilerin binlerce yıldır yaşadığı yerlere kentlerimizi kurduk. Evin gerçek sahipleri. Emin değilim. Evlerimizi paylaşıyoruz. Bizi dinlemiyorlar. İlgileniyoruz. Bizi dinlemiyorlar. İstedikleri gibi yaşıyorlar. Ve bizi yine de dinlemiyorlar. Çok korunaklı konutlarımızda, gece güven içinde uyurken yanımızda bir kedi.
5/29/20202 minutes, 54 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Not defteri

Dijital çağın dört nala at koşturduğu bir dönemin tüketicileriyiz. Modern insan üreticiydi. Daha öncekiler anlamaya çalışıyordu. Biz tüketiyoruz. Alışkanlıklar, atasözleri gibi. Kolay kolay silinmez. Unutulmaz. Ama bu yeni dünyada eski alışkanlıklar da kendilerine sıfır anlamlar buluyor. GÖSTERGE DEĞERİ. Böyle bir şey var.
5/29/20203 minutes, 17 seconds
Episode Artwork

Post-modern mitoloji sözlüğü: Süs havuzu

Kaynaksız bir suyu hapsederek evcilleştirmek eski zamanlarda kadim bir kabuldü belki. Bilemiyoruz. Gerçeküstüyle bağlantı kuruyor ya da zengin gösteriyordu. Modern dönem için ise teklifsiz bir gösteriye dönüştü. Diğer her şey gibi. Yapabiliyorsak, buraya sığabiliyorsa, malzememiz varsa neden koymayalım. Günlük kent yaşamının her köşesinde karşımıza çıkabilir. Lüks bir moda evinde ya da ara sokak kebapçısında.
5/29/20203 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 30 - Mehmet Zahid Kotku - Ramazan Bayramı

2020 yılının Ramazan ayında birbirinden kıymetli yazarlardan seçkilerle "Ramazan Yazıları" başlığında seslendirdiğimiz yazıları sizlerle paylaştık. Nice Ramazan'larda buluşabilme ümidiyle, Ramazan Bayramınız mübarek olsun...
5/22/20203 minutes, 11 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 29 - Serdar Tuncer - Sevgiliyi bekler gibi

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 29 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 22 Mayıs 2020 Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Serdar Tuncer’in, 14 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Sevgiliyi bekler gibi” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Serdar Tuncer. Bir bekleyen ve beklenenden söz ettiğimiz vakit, bir malum ve bir meçhulü dile getirmiş oluruz. Malum olan, bekleyenin varlığı ve beklemekte olduğudur. Zira bekleyenin var olmadığı yerde beklenen diye bir şey yahut kimsenin varlığından söz etmek imkânsızlaşır. Hülasa bekleyen yoksa beklenen yoktur. Tam aksini iddia ederek beklenen yoksa bekleyen de yoktur diyebilirsiniz. Bu da yanlış bir düşünce olmaz sanırım. Beklenen ve bekleyeni insan olarak düşündüğümüzde ikisinin varlığı birbirini anlamlı kılmaktadır denilebilir. Böylesi bir durumda bekleyenin adı üstüne beklemekte olduğunu bilmiş oluruz ancak bilmediğimiz şey, beklenenin gelip gelmeyeceğidir. Bu durumun galiba bir tek istisnası var: Müslüman ve Ramazan. Ramazan, Müslüman için özlenen ve beklenendir. Gelişiyle memnun, gidişiyle mahzun edendir. Ramazan Müslümana sevgilidir. Ramazan-ı Şerif alıp başını giderken iftar sevinçlerimize tarifsiz bir hüznü katık eyledik. Gidiyor ve biliyoruz ki tekrar gelecek. Hatta nazenin zatların zarif ifadesi ile bizi öylesine özleyecek ki seneye on gün daha erken gelecek. Bilmediğimiz şu, o geldiğinde biz burada olacak mıyız? Bunu bilme imkânımızın olmaması bir Ramazan-ı Şerif’e daha kavuşmak için niyaz etmemize mani değil. Duamız odur ki bir sonraki Ramazan-ı şerif nazlı nazlı göz kırptığında, sağlık ve huzur içinde hamd ederek gelişine sevinenlerden olalım. Ramazan ayı beklenen, Müslüman bekleyense şayet, şöyle bir tarif yapmak galiba haddi aşmak olmaz: Müslüman daha arife gününe kavuştuğu an bir sonraki Ramazan-ı Şerif’i bekleyen kişidir. Bekleyen ve beklenen arasındaki irtibat Ramazan ayı ve Müslüman söz konusu olduğunda işte böylece tam tersine dönüyor. Beklenen mutlaka gelecek de bekleyen için iki meçhul söz konusu: Birincisi gerçekten beklemekte midir, ikincisi beklenen geldiğinde burada olacak mıdır? İkinci sorunun cevabını bilme imkânımız yok ama ilki için bir şeyler yapabiliriz. Önümüzdeki Ramazanı beklemeye başlamalıyız ki Müslümanlığımızın şahidi olsun. Göçersek gideni beklerken göçenlerden olalım, kalırsak gelenin beklerken bulduklarından. Bekliyorum demek, dil ile olmaz, kalbimizden, gözlerimizden en çok da halimizden o bekleyiş ve hasret süzülmeli. Cemil Meriç gittiği için üzülen sevdiğine “üzülme” diyordu, “ne ben gidiyorum; ne sen kalıyorsun, sen biraz benimle geliyorsun ben biraz seninle kalıyorum, ayrılmıyoruz.” Ramazan biraz bizimle kalmalı gitse bile. Biz biraz Ramazan’la gitmeliyiz kalsak bile. Diyeceksiniz ki bu nasıl olacak? Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Serdar Tuncer’in, 14 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Sevgiliyi bekler gibi” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/22/20209 minutes, 3 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 28 - Faruk Beşer - Ramazan'da neleri değiştirebiliriz

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 28 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 21 Mayıs 2020 Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 29 Haziran 2014’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazanda neleri değiştirebiliriz?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer. "İki günü eşit olan aldanmıştır", diye bir hadis naklederler. Bu söz hadis, yani Hz. Peygamber"in sözü değildir, Hasan Basrî"nin sözüdür. Ama yine de bir gerçeği ifade eder. Sürekli bir değişimi ve gelişimi, her gün bir öncekine göre daha iyi bir yerde olmamız gerektiğini anlatır. Gerçekten de İslam"dan İslam"a, imandan imana fark vardır. Bütün insanlara göre düşündüğümüzde bu böyle olduğu gibi, hayat serencamımızı göz önüne getirdiğimizde de kendimiz için de böyledir. Mesela imanda ve ameldeki farklı derecelerde olma bakımından, bir Ebubekir"le bizim gibi sıradan bir müslüman arasında belki binlerce derece fark vardır. Dikkatli bir şekilde imanını ve İslam"ını sürekli geliştiren bir insanın kendi içinde de yirmi otuz yıl önceki haliyle şimdiki arasında binlerce derece fark oluşur. Bu fark bazen kötüye de gidebilir. Zaman zaman tökezlemeler olsa bile, önemli olan bu vektörün devamlı yükselmesidir. Allah (cc), peygamberler arasında bile pek çok dereceler yarattığını söyler (2/253). O, insanları farklı derecelerde yarattığı gibi (6/83), her bir insan da kendi amelleriyle farklı derecelere ulaşır (6/132, 46/19). Demek ki, derece almak için amelin önemi var. Ahirette ise insanlar arasındaki bu derece farkı çok daha büyük olacaktır (17/21). Dünyada en büyük derece yükselmesini sağlayan amel, ilimdir (58/11). İlim bilginin amele dönüşen düzeyidir. Her bir derece yeni bir hissediştir. Tıpkı bilgi felsefesinde dendiği gibi; her bilgi yeni bir oluştur, her oluş da yeni bir bilgidir. İnsan hayatındaki bu dereceleri, kazandığımız puanlar olarak görebiliriz. Puanlar arttıkça, yükselme hızı da artar. İnsanın en önemli hedefi, Allah katındaki değerini ve derecesini sürekli artırmak olmalıdır. Ve Allah katındaki değer "takva" iledir. Takva, müminin Allah"ın emir ve yasaklarına uymak, yani O"na karşı saygılı olmak suretiyle, kendisini kötü sonuçlardan korumasıdır. Kısaca korunma, diye de anlatılır. İşte Ramazan, derece yükselten puanların on kat, yüz kat, bin kat verildiği bir mevsimdir. Uyanık olanlar bir Ramazan"da, başkasının bir ömür boyu aldığı dereceden daha çoğunu alablir. Ramazan, hayatımızda bazı değişiklikleri çok kolay yapabileceğimiz ve derecemizi katlayarak yükseltebileceğimiz bir imkândır. Bu değişiklikler neler olabilir? Aklıma gelenler şunlar: Ramazan Kuran ayı olduğuna göre, Kuranı Kerim"le ilgimizi çoğaltabiliriz. Daha çok okuyarak, okumasını bilmiyorsak öğrenerek, biliyorsak daha güzel öğrenerek, öğreterek, meal ve tefsirlerden anlamını okuyarak ve belki de en önemlisi, artık bundan sonra haftalık sürekli bir Kuranı Kerim dersi başlatarak. Elbette bunların hepsi, onu daha iyi yaşamak için olmalıdır... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 29 Haziran 2014’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazanda neleri değiştirebiliriz?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/21/20206 minutes, 15 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 27 - Rasim Özdenören - Aradaki Günler

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 27 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 20 Mayıs 2020 Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Rasim Özdenören’in, 11 Ekim 2007’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Aradaki Günler” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Rasim Özdenören. Oruç günleri rutini parçalayıp attı. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kalıplaşmış günlerin belli bir gündüzü ve belli bir gecesi vardı. O geceler ve o gündüzler arkada, geride bırakıldı. Şimdi artık ne o eski gündüzlerdeyiz, ne o eski gecelerde… Bir yeme tarzımız bulunuyordu. Sabahleyin kalktığımızda soframızın hazır olmasını bekliyorduk. Ama oruçlu günler, birden, bizim o sefil alışkanlığımızı parçalayıp attı. Artık sabahleyin bir sofraya uyanmayı aklımızdan geçirmez olduk. Suyu bıraktık. Yemeyi unuttuk. Veya şöyle: Bunların hepsi hayatımızda geçerliğini sürdürüyor; ama hiçbiri artık eskisi gibi değil. Kahvaltı iptal edilmiş, öğle yemeği iptal edilmiş. Onların yerine peki?.. Hiç! Onların yerine ikame edilen hiçbir şey yoktur! Günler yavaş yavaş geçip gittikçe, bir de bakıyorsunuz ki, böyle de yaşanabilirmiş. Böylesi de mümkünmüş. Ancak o mümkünün denenebilmesi insanın kendiliğinden becerebileceği, üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Bir zamanlar derdim ki: “Beni bu saatte aç bırakmaya kimsenin gücü yetmez!” Öyleydi. Yoksulluğun gücünden başka hangi erk beni lokmamı ağzıma götürmekten men edebilirdi? Şunu da söylerdim kendi kendime: Gecenin bu saatinde hangi erk beni yemek yemeye çağırıyor? Hangi devlet gücü beni, gecenin bir vaktinde bu sofraya konuk ediyor? Ve ben nasıl oluyor da, bu çağrıya seve isteye uymak istiyorum? Gerçekten düşünülünce, bir tür cinnet halini yaşadığımız hayal edilebilirdi. Bir sırrın Allah'la paylaşılması Bir sırrı Allah'la paylaşıyorsun. O sırrı ikinizden başka bilen hiç kimse yok şu yeryüzünde… Oruç da zaten böyle bir anlam içeriyor gibime geliyordu. Bir sırrın Allah'la paylaşılması… Bunun, insanı ne kerte yüceltebileceğinin takdirini herkesin kendi bilincine terk ediyorum. Ancak alışılmışın, kalıplaşmış olanın sürgit devam etmesini beklemeye hakkımızın olmadığını bilmemiz gerekiyor. Çünkü o öylece devam ederse, bu kez, farkında olmadan, parçalanmış olan eski rutinin yerine bir başkasını ikame etmiş oluruz. Bu da, rutinin parçalanmışlığını öldürür. Böyle olmaması için parçalanmış olan kalıbın tam kıvamında bırakılması gerekir: Ne daha fazlasına tahammül etmeliyiz, ne daha azına göz yummalıyız. Olması gereken, gerektiği kıvamda bırakılmalıdır. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Rasim Özdenören’in, 11 Ekim 2007’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Aradaki Günler” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/20/20205 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 26 - Prof. Dr. Ali Erbaş - Bir Ömre Bedel Kadir Gecesi

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 26 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 19 Mayıs 2020 Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş’ın, 13 Tem 2015’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Bir ömre bedel Kadir Gecesi” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Ali Erbaş. Önce başlığı izahla başlayalım yazımıza. Allah Teala Kur'an'da bin aydan hayırlı olduğunu bildiriyor Kadir gecesinin. Bin ay yaklaşık seksen yıl, seksen yıl ise bir ömürdür. Bunun için Kadir gecesinde yapılan ibadet ve taatler seksen yıllık bir ömür boyunca yapılanlara bedeldir. Gün olarak hesaplarsak 30.000 güne bedeldir. Kesretten kinaye olduğunu düşünsek bile bu geceyi hakkıyla değerlendirebilen en az 30.000 geceyi değerlendirmiş sayılabilmektedir. Büyük bir umut kapısı aralanıyor umutsuzluğa kapılmak üzere olanlara, Allah'ın rahmetinin bolluğu, genişliği hatırlatılıyor. Önemli bir ayrıcalıktır bu durum Kadir gecesi için. Zira ne Kur'an'da ne Sünnet'te diğer mübarek gün ve gecelerle ilgili böyle bir tanımlama yapılmamaktadır. Hatta İslam'ın dışındaki inançlarda da fazilet ve kıymeti bu kadar büyük, derecesi bu kadar yüksek bir zaman diliminden bahsedilmez. Bu ne muhteşem bir fırsattır ve bu fırsatı değerlendirebilenler için ne büyük bir müjdedir. Sûre, konu bütünlüğü açısından da ilginçtir, farklı konulara geçmeden sadece Kadir gecesini ve onun özelliklerini anlatmaktadır. Nedir bu gecenin kadr u kıymetini yücelten, Kur'an penceresinden bakarak izah etmeye çalışalım: “Şüphesiz Biz onu (Kur'ân'ı) kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir” (Kadr, 1-5). Bakara 185. ayetten hareketle Kadir gecesinin ramazan içerisinde bir gece olduğu kesindir, ancak ramazanın hangi gecesine rastladığı Kur'an'da bildirilmemektedir. Yani Kur'an'ın Peygamberimizin kalbine indirilmeye başlandığı gecedir ki, ilk geldiği rivayet edilen Alak suresinin ilk ayetleriyle bu gecede inmeye başlamıştır Kur'an. Kimi rivayetlerde Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilir, kimi rivayetlerde ramazanın 21. gecesi olduğu belirtilir, belki de rivayetlerin en kuvvetlisi ramazanın 27. gecesine işaret ettiği için İslam dünyasında asırlardan beri 27. gece Kadir gecesi olarak idrak edilmektedir. Sûrenin son ayeti şöyle bitiyor: “O gece tan yerinin ağarmasına kadar bir selamdır, esenliktir, kurtuluştur”. Mademki Kadir gecesi bir ömre bedeldir, öyleyse son nefesimize kadar selamı, esenliği, vicdan huzurunu, aile mutluluğunu, toplumsal barışı, kurtuluşu, ibadet ve güzel ahlakla bezenmiş bir hayatı vs. kendisinde barındıran bir ömre sahip olabilmenin provasını yapalım bu gece. Her Kadir gecesinde de kendimizi bu ölçülere göre test ederek Kur'an ve Sünnet merkezli bir hayata uyup uymadığı noktasında Müslümanlığımızın sağlamasını yapalım. Kadir gecenizi tebrik ediyorum. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş’ın, 13 Tem 2015’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Bir ömre bedel Kadir Gecesi” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/19/20207 minutes, 52 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 25 - Sezai Karakoç - Oruç Ülkesi

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 25 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 18 Mayıs 2020 Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Üstad Sezai Karakoç’un, “Oruç Ülkesi” başlıklı yazısı. Bakalım ne demiş Üstad Sezai Karakoç. Oruç metafizik âleme açılan pencerelerin ortamıdır mümin için. Fizik karartıların gönül ışığıyla silinişi. Öteleri görüş ve ötelere eriş, maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi. Oruç, yaşadığımız günlük ve gündelik hayatı adeta bir rüyaya çeviren mutluluk anahtarı. Kanatlanan gün demek oruç ayının gündüzü. Yerçekiminin etkisinin kayboluşu sanki benliğimiz ve eşyamız üzerinde. Namazla, duayla birleşince oruç, büsbütün renklenmiş ve güçlenmiş olarak bizi, fizikötesi donanımların yıldızlı harmanisine bürür. Kalbimiz, İslâm ın kişi için tayin ettiği edimlerle mümin kalbi haline gelir. Oruçla, namazla, hac ve zekâtla, kalb, kalb olur. İnanç, kalbde bu tür tecrübelerin tekrarıyla kökleşir. İnançtan davranışa, davranıştan inanca sürekli bir akış, oruç, namaz ve hac gibi ibadetlerin sağladığı bir kan dolaşımıdır. Sebepsiz değildir oruç, sebepsiz değildir namaz. Mümin kişiliğinin oluşması için temeltaşlarıdır. Bina, ruh binası bunlarla kuruludur. Maneviyatın kalesi, bunlarla yıkılmaz olur, pekişir. Zaman, insanı hep ölüme doğru götürürken, Ramazan gelir, diriliş ayı başlar. Oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. Ab-ı hayatta yıkanmaya, çiğ tanesinde göğü seyretmeye ve gökkuşağının altından geçmeye. Oruçsuzluk ne büyük bir boşluk olurdur, oruç zorunlu olmasaydı mümin için. Tek kişiyle başlar ve biterdi o. Oysa, Ramazan da tüm Müslümanların bir ay oruç tutması, orucu toplum olayı haline getiriyor. Somut halegeliyor toplum ortasında oruç anıtı. Tabiatı daha iyi hissetmek ve dinlemek, onun söylemek istediğini daha iyi anlamak için oruç mucizesine sahiptir Müslüman. Kavramların yeniden yoklanması, tanımların yeniden yapılması için çıkarılmış bir davetiye gibidir oruç gündüzleri ve geceleri. Ve her yıl zayıflayan toplumun din bağı, yeniden güçlenir onunla. Dinin kası ve damarları çalışır hale gelir. Oruç, insanı, yeniden varolma, yeniden yapılanma, yoğrulma yolunda bir ay süren bir çileye tâbi tutar. Riyazetlerin en güzeli, en ilâhisi, en içlisidir o. Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır. Zorludur bu savaş. Sonunda, hasat derlenir bu iradenin savrulduğu harmandan. Hırsla, ihtirasla dünyaya bağlanmanın, adeta ahireti unutmanın mevsimlerinin geçtiğini, din gününün geldiğini ilân eden bir sancaktır çekilmiş insanlık ufku burçlarına oruç. Oruç, dereceler halinde, belli sürelerde dünyanın tatil edilmesi demektir insan için. Ve ahiretin örtülerinin kat kat açılması demek. Süreklice bir gidiş geliş, bir med cezir dünya ile ahiret arasında. İnsan, bu gidiş gelişledir ki en büyük ilerlemesini yapacaktır ruh ve maneviyat alanında. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün Üstad Sezai Karakoç’un, “Oruç Ülkesi” başlıklı yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/18/20206 minutes, 14 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 24 - Dursun Gürlek - Ramazan Medeniyeti

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 24 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 17 Mayıs 2020 Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Dursun Gürlek’in, 05 May 2019’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan medeniyeti” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Dursun Gürlek. Yazılarından birinde Ramazan medeniyetinden söz eden merhum Prof. Süheyl Ünver, bu mübarek ayın özelliklerini ve güzelliklerini, nev’i şahsına münhasır bir üslupla anlatıyor. Hocamızın verdiği bilgilerden, naklettiği anekdotlardan anlaşıldığına göre, Türk milleti her anlamıyla bir ibadet ayı olan Ramazan’ı büyük bir coşkuyla karşılıyor. İnsanlar oruçlarını aşkla, şevkle tutuyorlar. Günler öncesinden başladıkları Ramazan hazırlıklarına neredeyse bir kutsiyet, bir ulviyet izafe ediyorlar. On bir ayın sultanı, arkasında hüzün tabloları bırakarak sona ererken de, “Allah’a şükürler olsun, önümüzdeki Ramazan’a on bir ay kaldı” diye ayrı bir sevinç gösterisinde bulunuyorlar. Böylece gelecek yılın Ramazan’ına da bir an önce kavuşmanın hasretini çekiyorlar. Önümüzdeki Ramazan’ı da görmeden ölmeyelim diye içlerindeki o güzel temennileri dile getiriyorlar. Hatta 29 günlük Ramazanlarda “Eyvah, bir günümüzü çaldılar!” diye hoş serzenişlerde bile bulunuyorlar.... Podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Dursun Gürlek’in, 05 May 2019’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan medeniyeti” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/17/20208 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 23 - Faruk Beşer - Ramazan ve dua ufku...

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 23 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 16 Mayıs 2020 Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 24 Haziran 2016’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan ve dua ufku” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer. Ramazanla tam alakalı olması sebebiyle duanın ruhuna dair bir şeyler yazmak, belki otuz yıldan beri tuttuğum notları birleştirip paylaşmak istiyorum. Bilindiği gibi Allah (cc) Bakara Suresinde orucun farz kılındığını ve Ramazan Ayının önemini, Kuranıkerim'in onda indirilmiş olmasından aldığını beyan ettikten sonra şöyle buyurur: “Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana inansınlar ki, doğru yolda olabilsinler” (Bakara 2/186). Ayeti kerimenin bağlamı gösteriyor ki, duanın Ramazanla özel bir ilişkisi vardır. Bu sebeple Ramazanda yapılan dualar kabule çok daha yakındır. Hatta bendeniz hep şöyle düşünürüm; Ramazanın her gecesinde ve özellikle de son on günü gecelerinde ihlasla ve bilinçle tekrarlanan bir duanın reddedilmesi düşünülemez. Yeter ki, hayırlı bir şey istenmiş olsun. Çünkü böyle bir duanın Kadir Gecesine denk gelme ihtimali yüzde yüze yakındır. Bu ayette Allah (cc), dua edenin duasına mutlaka icabet edeceğini söylüyor. İcabet etme, cevap verme, gereğini yapma demektir. Yani icabet, dua edenin istediği şeyin her zaman tam istediği gibi verilmesi anlamına gelmez. Ama duaya mutlaka bir cevap verileceğini, takdim edilen bir dilekçe gibi işleme konup gereğinin kesin yapılacağını anlatır. Allah duada istenen şeyi ya olduğu gibi kabul edip verir, ya onunla dua edenin bir günahını siler, ya da ona bir derece verir. Bunların her biri duaya icabet sayılır. Çünkü dua edenin Allah'tan istediği şey bazen onun hayrına olmayabilir. Zararına olacak bir şey için Allah, madem sen istedin al sana, deyip onu kötü duruma itmez. Ayrıca Allah'ın 'yakın' olması sebebiyle dua edenin duada sesini yükseltmesi Allah'a karşı sui-edep sayılmıştır. Secili, kafiyeli, tumturaklı ifadelerle dua etme samimiyete ve ihlasa aykırıdır. Mümin inandığı ve içinden geldiği gibi dua eder. Gözlerimiz yaşlı, boynumuz bükük, kalbimiz kırık huzuruna geldik, sana ellerimizi açtık, gibi yalan ve çocuk kandırırcasına dualar mürailikten ve insanın kendini aldatmasından başka bir şey sayılmaz. Sahabi diyor ki, Resulüllah'la beraber bir yolculukta idik. Tekbir getirirken seslerini yükseltenler oldu. Bunun üzerine Resulüllah şöyle buyurdu: “Sakin olun, çünkü siz sağır ya da uzakta olan birisine seslenmiyorsunuz, yakın ve sizinle beraber olan ve her şeyi duyan birisinden istiyorsunuz. Sizin dua ettiğiniz zat size bineğinizin boynundan daha yakındır” (Buhari, Müslim)... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 24 Haziran 2016’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan ve dua ufku” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/15/20207 minutes
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 22 - Hayrettin Karaman - Oruç Ahlakı

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 22 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 15 Mayıs 2020 Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Hayrettin Karaman’ın, 02 Ağustos 2013’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Oruç Ahlakı” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Hayrettin Karaman. Orucun bir terbiye vasıtası olduğunu, insanın alışkanlıklara, gazap, şehvet gibi saptırıcı, günaha itici faktörlere karşı güç ve hakimiyet kazanması hedefine yönelik bulunduğunu biliyoruz. Oruç tutan Müslüman yalnızca yeme, içme ve birleşmeyi terketmekle kalır; dilini, kalbini, gözünü, elini, hasılı bütün duygu, düşünce ve uzuvlarını ibadet için seferber etmez ve özellikle günahtan men etmezse orucu çok eksik kalacak, şekilden ibaret olacak, ruh ve manasından soyulmuş bulunacaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bir kutsî (öznesi Allah olan, Allah''ın buyurduğu) hadîslerinde şöyle diyorlar: "İnsanoğlunun her amel ve ibâdeti kendisi içindir, yalnız oruç müstesna; çünkü o, benim içindir, onun özel ödülünü de ben vereceğim. Oruç (koruyucu) bir kalkandır. Oruç günü olunca kimse kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, cahilce davranmasın. Birisi sataşır veya bulaşırsa, "Ben oruçluyum, ben oruç tutmaktayım!" desin. Bu ve benzeri hadîslerle orucun amacı göz önüne alındığında kâmil bir orucun, yalnızca yeme içme ve cinsel teması terk etmekten ibaret olmadığı, oruç tutan müminin her an Allah şuuru içinde bulunması gerektiği, her zaman ayıp ve günah olan davranışlardan, oruçlu iken daha çok, daha titizlikle uzak kalmanın kaçınılmaz olduğu, orucun insanı âdeta melekleşmeye doğru götürmesi icabettiği ortaya çıkmaktadır. Güzel ahlâkın, insanı insan yapan erdemlerin oruç sâyesinde güçlenmesine, daha şuurlu ve güçlü bir nitelikte yaşanmasına "oruç ahlâkı" diyoruz. Bu yönüyle oruç aynı zamanda iyi bir "ahlâk eğitimi aracı" olmaktadır. Bir başka hadîste "Nice oruçlu vardır ki, orucundan kendisinde kalan yalnızca açlıktır, nice gece boyu namaz kılan vardır ki, namazından yanına kalan sadece uykusuzluktur" buyuruluyor. Bütün ibâdetler gibi orucun da - kula, insanlara ait- faydaları, maddî ve manevî güzel sonuçları vardır. Bunları hâsıl etmeyen bir oruç, aç ve mahrûm kalmaktan ibaret kalır. Bu böyle olmakla beraber, orucun mânâ ve hikmetini kendinde gerçekleştiremeyen insanların onu bırakmaları da gerekmez; çünkü her ava çıkan av yapamazsa da, ava çıkmayı terk edip evinde oturanın av yapma ihtimâli hiç yoktur. Sonuç ne olursa olsun oruç tutmak, ancak bu ibâdeti yaparken şekil yanında öze de yönelmek, orucun maddî ve manevî bereketini elde etmeye çalışmak, özellikle oruç ahlâkına sahip olmak için çaba göstermek tercih edilecek en doğru yoldur. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Hayrettin Karaman’ın, 02 Ağustos 2013’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Oruç Ahlakı” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/14/20204 minutes, 43 seconds
Episode Artwork

Suda ilerlemenin tarihi

Her taraftan akan giden, engel tanımayan suları insanoğlu ehlileştirememiştir. Ancak onunla anlaşarak tabiri caizse onun “suyuna giderek” onunla ulaşımı sağlamıştır. Suyla anlaşmanın ilk belirtileri bizi geminin icadına, maddenin suyun üzerinde durabilme kabiliyetine götürmüştür.
5/14/20205 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 21 - Yusuf Kaplan - Ramazan Medeniyeti

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 21 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 14 Mayıs 2020 Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Yusuf Kaplan’ın, 04 Haz 2017’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan Medeniyeti” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Yusuf Kaplan. Medeniyet, hayata bütüncül bakış ve akıştır. Hayatı hakikatin ışığında hem bir bütün olarak kavramak hem de yaşamaktır medeniyet. Bizde bir medeniyet fikri olmadığını söylemiştim. Medeniyet'ten anladığımız şey, yalnızca sivilizasyon dolayısıyla Batı uygarlığı. Biz İslâm medeniyetinden sözettiğimizde bile, bizde bize özgü bir medeniyet fikri olmadığı için, yalnızca Batı uygarlığını eksene alarak konuşmuş oluyoruz. Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme. Komediye dönüşen ürpertici bir trajedi! Bendeniz bize özgü bir medeniyet tasavvuru geliştiriyor ve bunu bütün insanlık tarihine uyarlıyorum yaklaşık 20 yıldır. Özlü bir şekilde şöyle formüle ediyorum: Mekke + Medine = Medeniyet. İslâm'ın bütün ibadetleri, sanat türleri, hayat dünyası, bilimleri bu formülü hem yansıtır hem de yansıtıcısıdır. İşte bu anlamda Ramazan da bir medeniyettir; İslâm'ın Mekke sürecinde hayat buluşu'nun, Medine sürecinde hayat oluşu'nun ve medeniyet sürecine ulaşarak herkese, bütün varlığa ve tabiata hayat sunuşu'nun gerçeğe dönüştüğü bir hakikat medeniyeti ve mevsimidir Ramazan medeniyeti. Sünnet-i Seniyye anahtarıyla çıkılan bir Fütûhât-ı Medeniyye yolculuğu... Burada daha önce yayımladığım bu yazımı, gözden geçirerek ve geliştirerek sizlerle yeniden paylaşıyorum... İSLÂM'IN ÖZÜ, ÖZETİ VE ÖZETLENİŞİ Ramazan, İslâm'ın özü ve özeti bir mevsim. Ramazan'da İslâm'ın Müslümanlardan talep ettiği bütün ilkeler hayat buluyor. Dolayısıyla Ramazan'da İslâm'ın özetlenmesi, olağan bir iş'le, olağanüstü bir işleme dönüşüyor. Bu, özetlerken özü özümsemenin kazandırdığı bir özellik. Fenomenolojinin izah edebileceği olağanüstü bir durum: Yaşanan tecrübeyi olağanüstü kılan fenomen, doğrudan oruç üzerinde yoğunlaşılıyor olmasıdır: Bir ibadet üzerinden İslâm'ın insandan talep ettiği bütün emirler, ilkeler, tasavvurlar, tahayyüller eş zamanlı olarak harekete ve hayata geçiriliyor. Yani biz, oruç tutmakla sadece oruç tutmuş olmuyoruz; orucun bizi tutmasına, tutup kaldırmasına, başka bir düzleme taşımasına da tanıklık etmiş oluyoruz: Böylelikle varlığa, topluma, tabiata ve hakikate dâir bütünlüklü bir anlam haritasını ve anlamlandırma pratiklerini de aynı ânda hayata ve hareke geçirmiş oluyoruz. ALELADE'DEN FEVKALADE'YE BİR FETİH VE BÜTÜNLEŞME YOLCULUĞU Ramazan'ın en önemli özelliği insanı bütün tabiatlarla ve bütün hakikatlerle buluşturuyor olmasıdır. Yine fenomenolojinin izah edebileceği bir harikulâdelik de burada gizli. İnsan, Ramazan'da oruç tutarken hem bizzat tabiatı tecrübe ederek keşfediyor; hava'nın, su'yun, gece'nin gündüzün rengini, kokusunu, dokusunu bilfiil soluyor. Ramazan orucu, bir ay boyunca tabiatla kurduğumuz ilişkiyi altüst ediyor ve tabiatla doğrudan, doğrudan olduğu için de doğurgan, yaşayarak, organik bir ilişkikurmamıza imkân tanıyor. Böylelikle hem tabiatın keşfedilmemiş kıtalarını, bizzat hava'yı, eşyayı bambaşka bir hâlet-i ruhiye ile soluyarak keşfedebilme imkânına kavuşuyoruz; hem de bir yandan eşyanın hakîkatini, öte yandan da insanın kendi hakîkatini -zaaflarını ve erdemlerini- keşfetmesi sürecini bilfiil yaşıyoruz. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Yusuf Kaplan’ın, 04 Haz 2017’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan Medeniyeti” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/14/20205 minutes, 47 seconds
Episode Artwork

TÜRKİYE SALGINA NASIL TEPKİ VERDİ?

Kahve Muhabbeti'nin bu bölümünde GZT Editörü Duygu Göktürk FutureBright Kurucu Ortağı ve İçgörü Uzmanı Akan Abdula ile Türkiye'nin salgına verdiği tepkiyi konuştu.
5/14/202014 minutes, 27 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 20 - Mahmud Erol Kılıç - Son 10 Gün

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 20 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 13 Mayıs Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Mahmud Erol Kılıç’ın, 03 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Son 10 Gün” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Mahmud Erol Kılıç. Selam sana ey oruç ayı! Selam sana ey kıyam ayı! Selam sana ey lütuf ayı! Selam sana ey yılın bütün aylarının efendisi! Selam sana ey hataları ve günahları silip yok eden! Selam sana ey gecelerin ve gündüzlerin en mübareği! Selam sana ey kölelerin ve hizmetçilerin baharı! (İbn Arabi). O gece çok yağmur yağmıştı. Mescidin tavanı ottan hasırla örülü olduğu için zemine sular akmıştı. Mescidde itikafta olan Hz. Peygamber’in yüzünden çamura bulanmış yağmur suları akıyordu. “Bana bu gece, Kadir Gecesi, gösterildi ve sonra unutturuldu. Ben kendimi yağmur suyunun ve çamurunun olduğu bir seher vakti secde eder buldum. Size tavsiyem son 10 günde onu arayın, özellikle tekli günlerde” dedi (Buhari). Bu madde âlemi içerisinde, geldiğimiz yer olan ruhani âleme olan özlemimizin yoğunlaştığı zamanlar ve mekanlar bulunur. Tavaf, Arafat böylesi mekanlara örnek teşkil ederken Üç Aylar, Ramazan, Cuma v.s zamanlara tekabül eder. Ramazan demeyin zira o Allah’ın isimlerindendir fakat Ramazan Ayı deyin der İbn Arabi. Ondan dolayı da arifler “O’nu görüp oruç tutun ve O’nu görüp iftar edin” sözünden kinaye yaparlar. İşte o ayın özünde, çekirdeğinde bin aydan daha hayırlı denilen Kadir Gecesi bulunur. O ayın içinde (13’ünde) İncil nazil olmuştur. Yine o ayın içersinde Furkan nazil olmuştur. Böylece o ay diğer her şeyden ayrılır. Allah’ın ayı, Ramazan. Yine ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Son 10 güne girdik. Kesret çarşısında satılan elbiseler, ayakkabılar için “Son 10 Gün İndirimi” diye ilanlar verirler, insanlar oraya üşüşürler. Ramazan’ın son 10 gününde yapılan indirimlerden ise haberimiz yok. Hz. Peygamber son 10 günde eşine, çocuğuna, dostuna veda eder kesret aleminden çekilirmiş. Kimsenin kendisini rahatsız etmesini istemezmiş. Kutsal bir geri çekiliş. İçe çekiliş. Aşırı sosyalleşmenin, aşırı politikleşmenin altında ezilen özünü, cevherini özgür kılmak için alnını yağmur suları ile bulanmış toprağa sürermiş... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Mahmud Erol Kılıç’ın, 03 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Son 10 Gün” başlıklığyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/12/20206 minutes, 7 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 19 - Mehmet Yaşar Kandemir - Efendimizin Ramazan Hayatı

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 19 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 12 Mayıs Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Yaşar Kandemir’in, Altınoluk Dergisi’nin 1991 yılının Nisan ayında yayınlanan 62. sayısında yer alan “Efendimizin Ramazan Hayatı” başlıklı yazısı. Bakalım ne demiş Yaşar Kandemir. Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav) Ramazan ayını hasretle beklerdi. Üç aylara kavuşunca sevinir; Receb ayında -her zamankinden çok- oruç tutardı. Şa’bân ayının ise tamamına yakınını oruçla geçirir ve: “Ramazan ayına hürmeten şaban ayında oruç tutmak daha faziletlidir.” buyururdu. Fakat ramazanı karşılamak maksadıyla bir iki gün öncesinden oruç tutmayı doğru bulmazdı. Yolunu gözlediği sevgiliye, ramazana kavuşunca, vuslatın verdiği haz ve neşeyle mübarek ayın feyzini coşkuyla anlatırdı. Şöyle buyururdu: * “Ramazan gelince, cennet kapıları ardına kadar açılır; cehennem kapıları kapanır; şeytanlar zararsız hâle getirilir.” * “Cennetin sekiz kapısı vardır. Bunlardan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruçlular girecektir. Oruçluların sonuncusu da içeri girince Reyyân Kapısı kapanacak. Bu kapıdan girenlere bir içki ikrâm edilecek; onu içen bir daha susuzluk çekmeyecek.” Sevgili Efendimiz bu cihâna bedel müjdeleri, orucun ihlâs ve samimiyetle tutulması için söylerdi. Cenâb-ı Mevlâ’nın yüce katına sunulacak bu kıymetli ibadetin, yüz ağartacak mükemmellikte olmasını isterdi. Sahur vakti, seher vakti Sahur vaktine ayrı bir değer verirdi: “Aman sahura kalkmayı ihmâl etmeyin; zira sahur yemeği mübarek bir gıdadır” derdi. Nitekim Mescid-i Nebevî’nin sofasında yatıp kalkan fakir sahabîlerden ve İslâm’a ilk giren bahtiyarlardan biri olan İrbâz ibni Sâriye’yi bir gece sahura çağırırken: – “Mübarek gıdaya buyur!” demişti. Bir başka zaman sahur yapmanın önemini şöyle anlatmıştı: “Sahur yemeği bereketlidir. Yemezlik etmeyin. Bir yudum suyla bile olsa sahur yapın. Zira Allah Teâlâ ve melekleri sahur yapanlara rahmet yağdırır.” Cihan Güneşi Efendimizin sahura neden bu kadar değer verdiği gayet açıktır. Zira sahur vakti, seher vaktidir. İlâhî rahmet ve bereketin sağanak sağanak yağdığı zamandır. Allah’a gönül verenlerin ibadet, dua ve zikirleriyle gergef gergef işlediği mübarek bir zaman dilimidir. Müminler hiç değilse mübarek ramazan ayı boyunca bu kıymetli vakti değerlendirmeye çalışmalıdır. Gönül derinliklerinden kaynayıp gelen bir coşkuyla Cenâb-ı Hakk’a niyaz edenler gibi boyun büküp arz-ı hâl etmelidir; zira bu feyizli zamanda uyanık olmanın büyük bir manası vardır. Sahura kalkan mü’minler o mütevazi boyun büküşleriyle sanki şöyle derler... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Yaşar Kandemir’in, Altınoluk Dergisi’nin 1991 yılının Nisan ayında yayınlanan 62. sayısında yer alan “Efendimizin Ramazan Hayatı” başlıklı yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/12/202012 minutes, 49 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 18 - Faruk Beşer - Oruç Muhasebesi

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 18 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 11 Mayıs Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 31 Mayıs 2019 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nde “Oruç Muhasebesi” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer. Gazali’nin İhya’sından ‘Orucun sırları’ bahsini Ramazanın sonuna doğru bir kez daha okudum. Araya bazı açıklayıcı cümleler de koyarak onun söylediklerini özetlemek istiyorum. Eminim ki, onun söyledikleri bizim söyleyeceklerimizden daha faydalıdır. Hadisi şerifte sabır imanın yarısıdır, denmiş, oruç da sabrın yarısıdır buyurulmuştur. Buna göre oruç başlı başına imanın dörtte birine denk demektir. Kuranıkerim ifadesiyle ‘sadece sabırlılar ecirlerini hesapsız olarak alacaklardır’ (Zümer 10) buyrulduğuna göre oruçlunun ecrinin/ücretinin ne kadar büyük olduğu anlaşılmış olur.’ Buna rağmen ne yazık ki, bugün oruç tutabilecek pek çok mümin sırf tembellik, belki biraz da iman zaafı sebebiyle oruç tutmadı. Buna karşılık oruç tutmama özrü bulunan pek çok insan da özrüne rağmen oruçtan mahrum kalmayı büyük bir kayıp saydı ve oruç tutu. Şu kuralı bir kez daha hatırlayalım: Bir mümin mazereti yokken oruç tutmazsa, İslam’ın en temel ibadetlerinden birini terk etmiş olmakla büyük bir günah işlemiş olur. Ama oruç tutmamayı açıktan yapar ve bunu herkese göstermekte bir sakınca görmezse bu hali bir bakıma orucu hafife alma ve meydan okuma anlamına gelebileceği için küfre kadar gidebilir. Görünen o ki, bu durum gittikçe daha büyük bir fitne ve musibet halini aldı. Oysa müminin oruca ve oruç tutanlara saygı için açıktan oruç yememesi bile ona bir sevap ve değer kazandırır. Zamanımızın en büyük musibetlerinden biri, haddinden fazla yemek yemedir. Bunu bir hadisi şerife dayanarak bazılarının normalin yedi kat fazlasını yedikleri şeklinde anlayabiliriz Gazali orucu üçe ayırır: ‘1.Avamın orucu, 2.Havassın/seçkinlerin orucu, 3.Havassın da havasının/seçkinlerin de seçkinlerinin orucu. Avamın orucu yemeden içmeden ve cinsel ilişkiden kendisini tutmadan ibarettir. Havassın orucu; buna ilave olarak gözünü kulağını, dilini elini ve diğer organlarını da her türlü günahtan korumadır. Havassın da havasının orucu; bunlarla beraber kalbini dahi her türlü kötü düşüncelerden koruyup onu sadece Allah’ı düşünmekle meşgul etmedir. Bu dereceye yükselmiş insanlar başka düşüncelere daldıklarında oruçlarının bozulduğunu var sayarlar’. Bir önceki yazımızda Müslümanların derecelerinden söz etmiştik. Gazali’nin bu söyledikleri onu çok daha güzel açıklamaktadır. ‘Beş şey orucu bozar: Yalan gıybet, nemime/laf taşıma, yalan yere yemin etme, şehvetle bir harama bakma’ anlamındaki hadisi şerifi de böyle sevabın gitmesi şeklinde anlamak gerekir. Bunları yapan mümin orucunu tutmuş ve oruç onun üzerinden düşmüş olur ama sevabı kalmaz, havas için bu oruç, oruç sayılmaz. Bunların orucu bozması, orucun sevabını gidermesi anlamındadır. Hatta gıybetin yapıldığı bir ortamda susmak bile haramdır, çünkü susan da onu konuşan gibi olmuş olur. Bu sebeple ‘nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarından kendilerine kalan sadece açlık ve susuzluktur’ buyrulmuştur.... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 31 Mayıs 2019 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nde “Oruç Muhasebesi” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/11/20206 minutes, 47 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 17 - Samiha Ayverdi - Bir kısa Ramazan alıntısı...

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 17 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 10 Mayıs Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Samiha Ayverdi’nin, İbrahim Efendi Konağı kitabı 102-104 sayfalarından ufak bir alıntı. Bakalım ne demiş Samiha Ayverdi. “İstanbul şehrinde ramazan, toplar, davullar ve manilerle karşılanmadan çok evvel hazırlığı başlardı. Çamaşır yıkanır, ütü yapılır, tahtalar fırçalanır, evler temizlenir, kilerler elden geçer, iftarlıklar sahurluklar raflara dizilir; çarşı pazar işleri, biçki dikiş meseleleri bir düzene bağlanırdı. İbrahim Efendi'nin konağında da ramazana giriş, şehrin mutad görenek ve geleneğine uygun çizgiler içinde cereyan ederdi. Sıra sıra beş altı leğenin başında güle şakalaşa köpüklü sularda güreşen genç halayıklar, sabahın erken saatlerinde başladıkları çamaşırı akşama doğru bitirip işten çıkınca, çamaşıra girmemiş kapı yoldaşları onları bir tarafa çekerek günlük işlere sokmaz, sıcak su içinde pembeleşip yumuşayan ellerine, mevsimine göre şerbet, limonata vererek ya da önlerine tepsi tepsi kuru yemiş getirerek ikram ederlerdi. Ertesi gün üç dört masada birden başlayan ütü, geç vakitlere kadar devam eder; bir yanda da önünde dikiş sepetiyle oturan yardımcı bir kalfa, eksik düğmeleri, sökükleri, yırtıkları diker, bu iş de bittikten sonra, sıra çamaşırların aynlıp yerlerine yerleştirilmelerine gelir, böylelikle de çamaşır faslı tamam olmuş olurdu. Kiler işine gelince, evin temizliği kadar belki daha da teferruatlı ve müşkül iş, zahire deposu kadar zengin olan kilerin temizliğiydi. Zira kiler denen o uçsuz bucaksız taş odalarda neler yoktu? Bir zamanlar Varna'dan Köstence'den çekimlerle gelen yağların, pekmezlerin yerine, şimdi Halep'in, Trabzon'un, Vakfıkebir'in fıçı fıçı yağları. Balkan kaşerleri, kızanlık tulum peynirleri, kazeviler dolusu Mısır pirinçleri, dağlar gibi yığılmış kelle şekerler, çuvallarla sabunlar, hevenk hevenk tavanda asılı kışlık soğanlar, siyah ve yeşil zeytin fıçıları; eskiden Kazan'dan Eflak ve Boğdan'dan gelen zahireler yerine şimdi Suriye'nin Trablusgarp'ın, Bağdat'ın ve Anadolu vilayetlerinin türlü türlü mahsulleri hep bu kilerlerin, sanki ot gibi kendi kendine üreyip tükenmek bilmeyen muhteviyatı arasında idi. Sandık odalarının yonca, çiçek ve sabun kokusuna karşılık, kilere başımızı uzattığımız zaman genzimiz yağ, peynir, pastırma, sucuk, turşu ve salamura karışımı bir kokuyla gıdıklanır, biraz da yanar gibi olurdu. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Samiha Ayverdi’nin, İbrahim Efendi Konağı kitabı 102-104 sayfalarından ufak bir alıntı paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/9/20205 minutes, 10 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 16 - İsmet Özel - Medeniyet ve Ramazan’a dair

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 16 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 09 Mayıs Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız İsmet Özel’in, 30 Ağustos 1978’de Yeni Devir Gazetesi’nde, “Medeniyet ve Ramazan’a dair” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş İsmet Özel. Ramazan Müslüman için bir yoğunluk dönemidir. Bütün bir yıl özlemi çekilen bir zaman parçası olması düşünülür Ramazan’ın. Ama yaşadığımız medeni çerçeve bize Ramazan’ı ne zihni melekelerimiz ne yoğunlaşmış İslâmi titizliğimiz açısından gerçek anlamıyla yaşatmıyor. Hayatımıza Müslümanca ihsaslarımızı körletecek unsurlar sokmuş medeniyet. En çok Ramazan aylarında hissediliyor bu. Birkaç mahya, teravih namazları, pide güllaç gibi bazı işaretleri var günümüz Ramazanı’nın. Lâkin bu işaretler, bilhassa büyük şehirlerde, köşeye sıkıştırılmış bir geleneğin işaretlerinden öte bir etkinliğe sahip değil. Ramazan, günümüz Müslümanları tarafından birçok şeyi yeni baştan düşünme için bir fırsat olarak değerlendirilmiyor; gelen ve geçen bir “ay” o da, üstelik ne zaman gelip ne zaman gittiğinde bile ortak görüş sahibi değil Müslümanlar. Ramazanlarımızın İslâmı açıdan yetersiz donatımda bulunuşu Bir yanda medeniyet, bir yanda Müslümanlar var. Her ikisi de Ramazan için müsbet hali canlı tutmuyorlar. Belki Müslümanlar kabahati medeniyete yüklüyor; ama gerçekten öyle mi? Yaşadığımız hayat bu, öyleyse içinde bulunduğumuz durum kaçınılmazdır; madem İslâm dışı ve düşmanı bir medeni yapı içindeyiz, bunun kaçınılmaz sonucu Ramazanlarımızın İslâmı açıdan yetersiz donatımda bulunuşudur, diyebilir miyiz? Diyemeyiz, bana kalırsa. Sağlıklı bir İslâm cemaati meydana getirmek ve bu vasıtayla Ramazan'ı ve bütün zamanları İslamca en uygun, en yeterli biçimde kullanmak için Müslümanlar dışındaki bazı insanlar özel ortam hazırlığı yapmayacaklar elbet. Müslümanlar kendileri o ortamı doğuracaklar, besleyecekler ve hâkim kılacaklar zamana ve mekâna. Ramazan geldi diye hepimize ferdî endişelerimizin ötesinde bir canlanma doğdu mu? Zamanı ve mekânı biz Müslümanlar kendi ölçülerimizle bir anlama kavuşturduk mu? Yani, bugünkü medeniyetin “zaman” anlayışının sınırlarını yarıp, bunu İslâmi bir temelde yeniden edindik mi? Zamanı kullanırken bizim Müslüman olarak herhangi bir kâfirden farkımız yoksa, elbet Ramazan'ı bir yoğunluk dönemi, İslâmi titizliğin bir bahçesi olarak kavrayamaz, yaşayamayız. Bakın ne dedim? Zamanı kullanmak! Bu ibarede modern çağın endişelerinin kokusunu duymuyor musunuz? Müslüman zamanı kullanır mı acaba, yoksa zaman içinde bir durum ve tavır mı alır? Sözgelimi, ikindi vaktinin bir bölümünü namaz kılmak için mi kullanıyorsunuz, yoksa ikindi girince namaz kılmayı mı düşünüyorsunuz? Ve mekân... Kılık kıyafetlerimizden el hareketlerimize kadar kapladığımız yerde takındığımız tavır. Bütün bunlar Müslümanca bir hayatın kasıtlı sonuçları mı, yoksa bizi mecbur tuttukları bir mekânı biz kendimizinmiş gibi kabul ederek mi yaşıyoruz? Ramazan geldi diye hepimize ferdî endişelerimizin ötesinde bir canlanma doğdu mu? Samimiyetle cevap verin. Kendi yüreğimizi bir başka yüreğe açarak başlattığımız bir zaman, ve bu yüreklerin bir konaklama yeri olacak bir mekân... Ramazan’ı folklorik hüviyetinden kurtarmak ve onu Müslümanların anlamıyla zenginleştirmek elimizdedir, şartların elverişsizliği bazı şeylerden kaçmak için bahane olarak kullanılsa bile... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle İsmet Özel’in, 30 Ağustos 1978’de Yeni Devir Gazetesi’nde, “Medeniyet ve Ramazan’a dair” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/8/20205 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 15 - Sezai Karakoç - Oruç da acıkır...

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 15 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 08 Mayıs Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Üstad Sezai Karakoç’un, Sütun' adlı kitabında yer alan 'Oruç da Acıkır' başlıklı yazısı. Bakalım ne demiş Sezai Karakoç. Oruç, hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde gaybın bir üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi, onu iyi tanımak gerek. Oruç, boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi. Tarihin bir parçası olarak geldi. Dolu geldi. Kendindekini boşaltacak. Giderken de dolu gidecek. Dolu gitmeli. Her yılın orucu, büyük "oruç kitabı"na, sabırla ve meleklerin üslubuyla işlenmiş bir sayfa, bir yaprak gibi eklenir. Taşların, ağaç kovuklarının, toz zerrelerinin bile, en keskin bir hafızayla şahitlik yapacağı büyük Hesap Gününde, şüphesiz, "oruç kitabı", en büyük şahitler arasında, dosyasında en çok belge bulunduran suç ve sevap araştırıcıları arasında görünecektir. Demek ki, oruç, çağımıza, göklere mahsus nişanlarla donanmış büyük ve yetkili bir şahit olarak geliyor ve geldi. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su Siz sanmayın ki, oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar, oruç da acıkır. Çünkü: Oruç da canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla. Çünkü: Onda, ölümün eriteceği et ve kemik de yok. İnsan, sağken bile ölüme karışıktır. Biz, hayatla ölümün karıştığı bir terkibiz. Sağken, hayat ölüme baskındır ve ölümü kullanır. Sonra yaşlandıkça, ölüm güçleri yavaş yavaş artar ve ölüm yüzdesi, hayat yüzdesinin üstüne çıkar bir gün. İşte o gün ölmüşüzdür, ölüm hayatı kullanmaya başlamıştır. Toplum yaşayışında da böyle. Ecel olarak gelen ölüm, bu hayat-ölüm çatışmasını kesin bir sonuca bağlar. Ama oruç yüzde yüz diri, saf olarak diridir. Net diridir, insan gibi brüt değildir. Bizden daha canlı, bizden daha cıvıl cıvıl olan bu gök varlığı orucun susadığı su, acıktığı yemek nedir öyleyse? Şairin, şair için dediği: Cins şaire mahsus yiyecekler. Deniz yosunları mavilik medüzaları tarzında, Oruca, gök şahidi oruca mahsus besinler, Yükseltilen dualar, derinleşen secdeler, Kur'an sesiyle aydınlanan ikindiler, Allah adıyla diriltilen geceler. diyebiliriz belki. Evet. Oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur'an sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı giyindiği, Allah adının yükseltilmesi, yani cihattır. Ve orucun da iftarı vardır. Oruç müminin kalbinde iftar eder. Onun sofrasında, işte saydığımız, göğe mahsus yiyecekler bulunur. Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir Yalnız, insan orucu özlemez, oruç ise insanı özler. Ramazan ayı gelince sıla-ı rahim edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar. Oruç, insana acıkır ve koşar gelir. Oruç geldi, öyleyse oruca yemek taşımalı, su sunmalı, orucun lambasını yakmalı, örtüler atmalı üzerine ki geldiğinden daha zengin gitsin. Verdiğinden daha çok alsın. Yanına gideceği eski oruçlara katacağı, söyleyeceği çok şeyler bulunsun. Çağımız Müslümanlarının portresini eski çağ müminlerinin portrelerinin yanına çizecek ya, bizim öyle bir portremizi çizsin ki, ilerde gün olur ki, o portreyi bize gösterirler, utanmayalım o zaman ondan. Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir. Giderken, bizden de ona ölümsüzleşecek birkaç şey katılmalı. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Üstad Sezai Karakoç’un, Sütun' adlı kitabında yer alan 'Oruç da Acıkır' başlıklı yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/7/20206 minutes, 6 seconds
Episode Artwork

Yoksulluğun temiz Türkçesi Sadri Alışık...

Yoksulluk, Yeşilçam’da yapıldığı gibi tertemiz bir Türkçe ile anlatılan bir şey değildir. Kirli bir Türkçe gerektirir. Üzülmek buralarda kabadır. Uzun bir monolog ile değil, “böyle gelmiş böyle gider”e çalan bir teslimiyetle dile gelir. Nadiren bir monoloğa dönüşür. Genellikle birkaç cümleyi geçmeyen iç geçirmeler, dert yanmalara varır.
5/7/20205 minutes, 36 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 14 - Zekeriya Kurşun - Ramazan kültürü: Eski ve yeni kavramlar

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 14 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 07 Mayıs Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Zekeriya Kurşun’un, 11 Haz 2018’de, Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan kültürü: Eski ve yeni kavramlar” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Zekeriya Kurşun. İbadet ayı olan Ramazan, orucu ile insanı ve insanlığı keşfettirir. Hidayet kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu ay olması hasebi ile de “akletmek, düşünmek ve keşfetmek” için o yüce kitabı, usulünce daha fazla okutur ve anlamaya sevk eder. Ramazan, aynı zamanda mutlak bir paylaşım ayıdır. İnsandaki ihtirası törpüler, imkanı ve gücü oranında başkaları ile maddi ve manevi paylaşımı öğretir. Sonunda, kültürümüzde, bu kutlu günler bir kere daha yaşanır mı bilinmez diye, “İnşallah bizden hoşnut olmuştur” duasıyla uğurlanır. Ramazan aynı zamanda bir kültür ayıdır. Bütün Müslüman toplumlarda -ibadet hariç- farklı geçer Ramazanlar. Mesela Türkler, İslamiyet’i benimsedikten sonra, ibadetlerini İslami kuralların öngördüğü şekilde yaparken; gündelik hayatta yer alan bir de dini, özellikle de Ramazan kültürü geliştirmişlerdir. Ama ne kadar iç içe olursa olsun, zorunlu ibadet ile, bunun yanında gelişen dinî kültürü birbirine karıştırmamışlardır. Bunun en bariz örneği, herkese açık olan cami ile farklı meşreplere hitap eden tekkenin ayrı tutulmasıdır. Türk kültüründe, Hz. Peygamber’i anlatan en etkileyici metinlerinden olan Süleyman Çelebi’nin mevlidi, genellikle camilerde; musıkişinas mevlithanlar tarafından okunmasına rağmen; hiçbir zaman Kur’an’ın yerine konulmamıştır. Son yıllarda ülkemizde yeni bir Ramazan kültürünün geliştiğinde şüphe yoktur. Elbette yeni bir çağda, yeni bir yaşama tarzı ve yeni ihtiyaçlar ile gelişmeliydi Ramazan kültürü. Öyle de oldu. Çarşı, pazarlar, cadde ve sokaklar, salonlar, alanlar, yeni imkan ve anlayışlar ile Ramazan’ı yaşıyor. Bütün bunlar, bir gün ya kalıcı olup kültürel bir mirasa dönüşecek veya yeni şeyler ile yer değiştirip, unutulacaktır. Gelecek nesillerden beklenen ise bu deneyimlere ibadet değil, kültür tarihinin bir öğesi olarak bakmalarıdır. Peki biz geçmişten gelen birikime nasıl bakıyoruz? ESKİ KAVRAMLAR Günümüzde maalesef Ramazan kültürü konusunda bilgi ve kavram karmaşası yaşanmaktadır. Bu yüzden herkes bid’atını, hurafesini ve hatta keşif ve icadını eski kavramlara; özellikle Osmanlı dönemine dayandırmayı marifet saymaktadır. Oysa şimdilerde bilinmeyen bazı Ramazan kavramlarını gözden geçirip, bugünkü uygulamalar ile kıyaslayarak, bunların eskiyi ihya mı, yeniden inşa mı olduğunu anlamak mümkündür. Osmanlı asırlarında Ramazan ayının girmesi müneccimbaşının hesapları ile takip edilirdi. Ayı görmek (ru’yet-i hilal) mümkün olmazsa; hesap devreye girerdi. Ramazan’ın girdiğine şüphe kalmayınca da kadı ilamı ile ilan edilir ve meşihat tezkeresiyle kayıt altına alınırdı. Nitekim, Kadir Gecesi’nin ilanı, bir Osmanlı kültürü olarak Hırka-i Şerif ziyaretinin başlatılması da bu hesaba bağlıydı. ... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Zekeriya Kurşun’un, 11 Haz 2018’de, Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazan kültürü: Eski ve yeni kavramlar” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/6/20207 minutes, 32 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 13 - Yusuf Kaplan - Ramazan’ın atları ve okları...

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat dergisinin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 13 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 06 Mayıs Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Yusuf Kaplan’ın, 27 May 2019’da, Yenişafak Gazetesi’nde “Ramazan’ın atları ve okları” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Yusuf Kaplan. Kutlu Kitabımız’da “Ramazan” ya da “Ramazan orucu” gibi isimlendirmeler yapılmaz. Oruç âyetinde doğrudan “Ramazan ayı / şehr-i Ramazan” nitelemesi yapılır. Ramazan ayı, benzersizliğini ve bu benzersizliğinden kaynaklanan “gücünü” sadece oruç tutanlara değil, oruç tutmayanlara da hissettiren, gösteren çok katmanlı bir varoluş iklimidir. RAHMET KANATLARI VE BÜTÜNLEŞME MEVSİMİ Bu açıdan Ramazan ayının bahşettiği iklimi ve havayı, oruç tutan-tutmayan, inanan-inanmayan herkes farklı ölçülerde de olsa bizatihî solur, yaşar, tecrübe eder... Ramazan’ın havasını ve oluşturduğu biliş, oluş ve varoluş, diriliş ve arınış yolculuğunu yalnızca insanlar yaşamaz iliklerine kadar; bütün varlıklar da yaşar kendilerince... Ramazan’ın bütün varlığı kucaklayan varedici ve diriltici mevsimi, Rahman’ın rahmet kanatlarını bütün varlıklar üzerine gerdiği bir bütünleşme mevsimidir aynı zamanda. SADECE KEŞİF DEĞİL, MÜKÂŞEFE YOLCULUĞU... Bu ayın gelişi de, gidişi de, etkisini belirgin bir şekilde herkese hissettirir. Bu iklimin tıpkı her iklim gibi bir başı ve sonu var; bu iklimde yapılan oruç tutma amelinin de bir başı ve sonu var. Ama bu kutlu ayda görünüş itibariyle bir başı, başlangıcı olsa da, gerçekte sonu olmayan bambaşka bir fenomenle karşı karşıyayız: Bu fenomen, bu kutlu ayın kanatlandırıcı bir yolculuk ayı, bir keşf, bir varoluş, bir diriliş, kısacası, bir mükâşefe yolculuğu mevsimi olmasıdır. İnsanoğlunun dünyadaki ömrü boyunca süren, hatta öldükten sonra da başka merhaleler kazanarak devam eden, Ramazan ayını benzersiz kılan belki de en önemli özelliklerinden biri işte bu çok katmanlı, çok boyutlu, çok sonuçlu yolculuk: Bu dünya hayatı boyunca bitmeyen, sonraki hayatımızda da sürgit devam eden hakikat yolculuğu... RAMAZAN’IN BEYAZ ATLARI... İnsan, Ramazan ayının başlamasıyla birlikte adeta bir beyaz ata biner ve bu beyaz atla tarifsiz haritalar çizer, tarifi imkânsız varoluş ve diriliş coğrafyalarında, biliş ve oluş kıtalarında, varlığın, hakikatin ve varoluşun mânâ sırlarında ve sınırlarında dolaşır, derûnî bir keşf ve mükâşefe yolculuğuna çıkar... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Gerçek Hayat dergisinin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Yusuf Kaplan’ın, 27 May 2019’da, Yenişafak Gazetesi’nde “Ramazan’ın atları ve okları” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/5/20207 minutes, 42 seconds
Episode Artwork

Moğollar’dan Taner Öngür’le topluluğun 50 yılını konuştuk!

Türkiye’nin en eski rock müzik topluluklarından Moğollar 50. yılını kutluyor. Yarım asırdır duruşunu ve tavrını bozmadan müzik yapan Moğollar’dan Taner Öngür’le 60’lı yılları, yeni çalışmalarını, Cahit Berkay’ı ve topluluğun 50 yılını konuştuk.
5/5/20206 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Ülkeme borcumu nasıl öderim?

Altmış üç yıllık hayatımın üçte ikisini üç harekete adadım: Fikrî yönden Bilim Sanat, siyasi yönden Millî Görüş, iktisadi yönden MÜSİAD. Bilim Sanat, bizim talebelik yıllarımızdaki topyekûn medeniyet muhasebemizin eseriydi. Okuduğumuz üniversitelerde Müslüman olmanın anlamlı bir yeri yoktu. Kitaplar, atalarımızı dünya tarihinde en alt ve karanlık noktalara yerleştiriyordu. (Sadece bizi değil tabii; Hind, Çin ve Batı-dışı tüm dünyayı...) Bu gerçekten böyleyse, efendilerimizin önünde el bağlayıp, peşlerinden gitmeliydik. Değilse, o zaman kim ve ne olduğumuzu, daha da mühimi, ne olabileceğimizi ispat etmeliydik. Hareketin nüvesi, benden birkaç yaş küçük gençler tarafından İstanbul Erkek Lisesi’nde oluşmuştu. Ben onlara Boğaziçi’nde katıldım.
5/5/202015 minutes, 26 seconds
Episode Artwork

Hakikat bu coğrafyada yeniden parlayacak mı?

Bunama emareleri gösterip arada bir sabuklayan ihtiyar Avrupa’ya mahsus postmodern şartlanmaları bir an olsun bir kenara bırakalım ve şu soruya cevap vermek üzere kendimize dönelim: Hakikat bu coğrafyada yeniden parlayacak mı?
5/5/20206 minutes, 39 seconds
Episode Artwork

Yapay zekâ ve robotların aşırı mekanik tarihi

Robotlarla ilk kez ne zaman karşılaştınız hatırlıyor musunuz? Benim karşılaşmam çocukluk yıllarıma tekabül eder. Video kasetlerinin yaygın olduğu zamanlara… Hızır Kuşu adında bir çizgi film kasetimiz vardı. Binlerce kez izlemiş olmama karşın, dünyanın sonunu getirme planları yapan, kötü niyetli bir bilim adamının bir mağarada sakladığı laboratuvarındaki Alfonsin adındaki robotları her defasında şaşkınlıkla seyrederdim....
5/5/202026 minutes, 4 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 12 - Faruk Beşer - Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım...

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 12 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 05 Mayıs Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 05 Haziran 2016’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazanda bunları tekrar hatırlayalım” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer. Ramazanlar, cumalar ve bayramlar ümmetin içtima anlarıdır. Böyle münasebetlerle ümmet, kavimler üstü birlik ve beraberliğini yeniden hatırlar. Onun için, hata ihtimaline rağmen önemli olan aynı günde oruca başlamak, aynı günde bayram etmektir diyoruz. Orucun bütün dinlerde bulunduğunu bize Kuranıkerim haber veriyor. Bu onun din için vazgeçilmez bir esas olduğunu da gösterir. Orucun asıl amacı takvadır. Takva korunma demektir. Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek kulun kendisini cehennemden koruması takvadır. Allah, 'oruç size, takvalı olasınız diye farz kılındı' buyurur. O halde oruç sadece Allah'a saygı olarak, sadece O emrettiği için, yani sadece O'nun için tutulur. Bununla birlikte biz biliyoruz ki, Allah'ın bize emrettiği ibadetlerin dünyaya bakan faydaları da vardır, ama ibadetler bunlar için yapılmaz. Bunlar adeta yanında bir adet bedava verilen peşin faydalardır. Ama 'takvalı olasınız/korunasınız' ifadesi daha dünyada iken bile bazı kötülüklerden korunmayı da ifade eder. Bu ayda daha çok vermeyi öğrenirsek her şeyden önce nefsimizin cimriliğinden korunmuş oluruz. Sünnet ölçüleriyle yemeyi öğrenirsek hastalıklardan korunmuş oluruz. Orucumuzun sevabını yiyip bitirdiğini öğrenirsek gıybetten korunmuş oluruz. Böylece toplumumuzdaki bireyler birbirlerini kötü tanımaktan, hasetten fesattan, kısaca ahlaki rezilliklerden korunmuş olurlar. Bu korunmalar da takvadır, korunmadır. Bu sebeple Ramazan orucu için, kulun bir bakıma fabrika ayarlarına geri dönmesidir diyebiliriz. Çünkü sene boyunca yememizde, içmemizde, ibadetlerimizde, kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde anayoldan çıkmış ve ahlakımızı, yani Allah'ın bizi yarattığı ve görmek istediği hali değiştirmiş olabiliriz. Bilinçli bir oruç bizi tekrar, olmamız gereken yere getirir... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 05 Haziran 2016’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazanda bunları tekrar hatırlayalım” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/4/20206 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 11 - Nureddin Yıldız - Ramazan ayı ne değildir?

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Postöykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 11 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 04 Mayıs Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Nureddin Yıldız’ın, kendi sitesinde, “Ramazan ayı ne değildir?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Nureddin Yıldız. 1- İftar Ayı Değildir Ramazan ayı, dünya nimetlerini elinin altında bulundurduğu hâlde, Rabb’inin emri olduğu için yemeyen-içmeyen, şehvetlere karşı sabır imtihanını kazanmaya gayret eden mü’minlerin ayıdır. Abartılı bir israf şovuna dönüşen iftar sofraları Rabbani niteliği olmayan sofralardır. Bir saat sonraki teravih namazını kılmakta zorlanacak hâle getiren bir iftar sofrası Ramazana ait değildir. Ramazandan önce mü’minlerin kerih gördüğü müsrif harcamaları Ramazanın gölgesinde mübahlaştırmak hatalıdır. Ramazan bir açlık terbiyesi iken, onu açlık edebiyatına dönüştüremeyiz. Dün alkol tüketilen otellerde bugün iftar sofralarının kurulması, bunun adının da Allah rızası için iftar vermek olması en azından gülünçtür. Müslümanlar iftarlarına sahip çıkmalıdır. İçilip içilmeyeceği, yenilip yenilmeyeceği şüpheli olan şeylerle iftar sofrasına nasıl oturulur? İftarımızın, birilerinin bütçelerini doldurmalarına alet edilmesinden, Ramazan gününde yemek yenmesi kadar tiksinmeli ve buna karşı tepkili olmalıyız. Sahur ayıdır, oruç ayıdır. Bizim iftara gösterdiğimiz hassasiyet sahurdadır. Orucun başlangıcı sahur yemeği, bitişi iftardır. Bitişi olan iftara gösterilen ilgi, başı olan sahura gösterilmiyorsa bunun anlattığı şey hoş değildir. Oruç ayı Ramazan, iftar ayına dönüşmemelidir. İftar, kelime anlamı ile dahi yanlış kullanılmaktadır. İftar sadece açış yapma anlamındadır. 2- İsraf Ayı Değildir Mal ve vakit israfı zamanların hiçbirinde hoş değildir şüphesiz. Hele hele Ramazan ayı mal ve vakit israfı için asla uygun değildir. Tüketilemeyip atılan gıdalar, bir selamlaşma- hatır sorma bahanesi ile tüketilen saatler, ömürler Ramazanın heder edildiğini gösterir. Mutfak masraflarının -yenen yemek öğününün ikiye düşmesine rağmen- artması neyin göstergesi olabilir? Gece yarım saat azaltılmış uykudan ötürü saatlerce uyku ilave etmek, gündüzleri uyku ile çarçur etmek Ramazanla çelişen şeylerdir. Malda ve vakitte israf varken Ramazan, dibi delik bir kovaya dönebilir. Zühd ve bereket ayıdır. Gıda tüketimini, ikinci dereceden olan ihtiyaçlar listesini azaltma, ahiret âlemine hazırlanma zamanıdır. Malımız ve zamanımız bereketlenmelidir. Önceki on bir ayda yapamadıklarımızı, yapabilme imkânı ve vakti oluşturmalıyız. Kadınlarımızın en mübarek günleri mutfaklarda ve bulaşık yıkamada geçmemelidir. Mü’min bir erkek sıcak bir pide kuyruğunda vakit harcamamalıdır. Malımız, vaktimiz, ibadetimiz, şuurumuz, uhuvvetimiz bereketlenmelidir. Ramazan ayına başlangıçtaki kimliğimiz ve değerimiz değişmiş olarak Ramazandan çıkmalıyız... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Nureddin Yıldız’ın, kendi sitesinde, “Ramazan ayı ne değildir?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/3/202013 minutes, 44 seconds
Episode Artwork

ABD'nin en güvenilir insanı: Dr. Anthony Fauci

ABD salgının gölgesinde, şiddetli bir savaşa şahitlik ediyor: Meritokrasi post-gerçekliğe karşı. Meritokrasiye kısaca liyakatla iş yapmak diyebiliriz. Meritokratik rejimlerde işin uzmanları neyi nasıl yapılacağına karar veriyor. Post-gerçeklik ise çoğumuzun bir süredir aşina olduğu bir konsept. Post-gerçeklik çağında gerçek olana ulaşmak için nesnel kriterlere başvurulmuyor veya gerçek olmayan şeyler önümüze gerçek ve doğru olan gibi sunuluyor. Post-gerçeklikte insanların hislerine hitap ediliyor ve gücü elinde bulunduran post-gerçekliği yönetiyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın post-gerçeklik içerisinde iş gördüğünü söylemek makul. Uzun zamandır da sosyal bilimciler tarafından kabul gören bir fikir. Trump'ın özellikle koronavirüs süresince absürd ve doğru olmayan bilgiler paylaştığına sık sık şahit olduk. Peki bu savaşta, Trump post-gerçekliği temsil ediyorsa, meritokrasinin kalesi kim? GZT olarak tanıştıralım: Dr. Anthony Fauci.
5/3/20204 minutes, 34 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 10 - Muhammed Emin Yıldırım - Peygamberimizin Dilinden Ramazan

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 10 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 03 Mayıs Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Muhammed Emin Yıldırım’ın, siyer.org internet sitesinde, “Peygamberimizin Dilinden Ramazan” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Muhammed Emin Yıldırım. Hadisçi Muhammed İbni İshak İbni Huzeyme (311/923), Ramazanın fazileti ile ilgili olarak “eğer haber sahihse” kaydıyla Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh’ın şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem bize Şa’bân ayının son günü bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu: “Ey Müslümanlar! Büyük ve mübârek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde “bin aydan daha hayırlı olan” Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır. Bu ay, Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz; gecelerinde teravih namazını nâfile olarak meşru’ kıldığı (mübârek) bir aydır. Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı edâ eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır. Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay, ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır. Bu ay, müminin rızkının arttığı bir aydır. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği Müslüman’ın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.” -Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem; “Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir.” buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti: “Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden âzâd eder. Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnud edecek iki işiniz; ‘lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehâdet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir. Kim bir oruçluyu doyuracak olursa, Allah onu benim havuzumdan sulayacak o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” [1] Birkaç Nokta Peygamber Efendimizin hutbesi-eğer yansıtabildiysek- pek açık ve nettir. Ancak biz yine de dikkatimizi çeken birkaç nokta üzerinde bilhassa durmakta yarar görmekteyiz. Gerçek İstikbal Peygamber Efendimiz, Ramazan-ı şerîfi müminlerin ferdî hayatları ve âhirete yönelik olarak kendilerine kazandıracağı neticeler açısından tanıtmıştır. Çünkü her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok âhiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, âhirettir. Öte yandan bilinen bir gerçektir ki, kişileri fert fert iyileşmeye teşvik etmek, toplumu belli bir iyileşmeye sevk etmektir. Çünkü cemiyetler fertlerden teşekkül etmektedir. Çünkü sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça büyür. Ramazan sevinci de paylaşıldığı ölçüde toplumu bürür. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Postöykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Muhammed Emin Yıldırım’ın, siyer.org internet sitesinde, “Peygamberimizin Dilinden Ramazan” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/2/20209 minutes, 41 seconds
Episode Artwork

KORONAVİRÜS SONRASI DÜNYA: NELER DEĞİŞECEK? | KAHVE MUHABBETİ

Koronavirüs ile tüm dünya büyük bir savaş verirken hepimiz biliyoruz ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Peki neler değişecek? GZT Editörü Duygu Göktürk ile Marka Danışmanı Ömürden Sezgin, Kahve Muhabbeti'nde Koronavirüs sonrası nelerin değişeceğini konuştu!
5/2/20206 minutes, 46 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 09 - Bilal Kemikli - Ramazan Kültürümüz

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 9 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 02 Mayıs Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Bilal Kemikli’nin, Somuncu Baba Dergisi’nin 95. sayısında, “Ramazan Kültürümüz” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Bilal Kemikli. Merhum Süheyl Ünver¸ Bir Ramazan Binbir İstanbul (Haz. İsmail Kara¸ Kitabevi¸ İstanbul¸ 1997) adıyla kitaplaşan Ramazan yazılarından birinde “Ramazan Medeniyeti” başlığını kullanmaktadır. Onun “Ramazan Medeniyeti” kavramıyla bize söylemek istediği önemli bir husus var; o da şudur: On bir ayın sultanı olarak tavsif edilen Ramazan ayı¸ sadece ibadet mevsimi değildir. Aynı zamanda bu aya mahsus inanç ve ibâdetlerin sosyal ve kültürel hayatı beslediğini¸ böylece kendisine mahsus bir edebî ve estetik alan inşâ ettiğini görüyoruz. İşte merhum Ünver’in işaret ettiği medeniyet olgusu da burada başlıyor. Ramazan¸ içinde İslâm’ın beş esasından biri olan oruç ibadetinin tutulduğu ay olması itibariyle şehr-i siyamdır. Kur’an’ın insanlık âlemine sunulması hasebiyle Kur’an ayı ve İslâm’ın doğuş mevsimidir. Bin aydan daha hayırlı olarak kabul edilen Kadir gecesi dolayısıyla zamanın çoğaldığı¸ bereketlendiği rahmet¸ mağfiret ve esenlik ayıdır. Zekât ve fitre gibi malî ibadetlerin eda edildiği bir malî-muhasebe ayıdır. İftar sofralarında eşi-dostu¸ fakiri ve zengini bir araya getirmesi bakımından bir kavuşma¸ özveri ve fedakârlık ayıdır. Teravih namazı ile bir yöneliş¸ okunan mukabele ve dualarla bir münacaat ayıdır. Bütün bu yönleriyle Ramazan bir ibâdet mevsimidir. Ancak bedenî¸ malî ve zihnî tarafları olan bu ibadetlerin Müslümanın¸ akıl ve gönül dünyasında derin tesirler icrâ etmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla onun hayatı anlamlandırmasında¸ sosyal ve kültürel izdüşümleriyle kedisini bulmasında ve muhayyilesinin tabii yansıması olan estetik duruşunda bu tesiri görmek kaçınılmazdır. Sosyologların öteden beri tartışageldikleri¸ dinin kültürün bir unsuru mu¸ yoksa bizatihi kültürü meydana getiren¸ yoğuran bir temel mi olduğu hususu; Ramazan nokta-i nazarından bakıldığında¸ daha sahih bir çözümlemeye gidilir. Burada kültür analizi yapacak değiliz. Ancak şu kadarını söylemek mümkündür; milletimiz için din¸ sadece bir kısım amelî ve ahlâkî ilkeler bütünü değildir. Aynı zamanda asırlardır millî örfü ve geleneği yoğuran bir iksirdir. Din kültürel hayatı doğrudan doğruya tesiri altına alarak edebiyat¸ sanat ve bilimde muhkem bir nüfuza kavuşmuştur. Gerçekten de Ramazan ayında teşekkül eden rûhî hayat¸ klasik şiirimizden tekke şiirine¸ anonim ürünlerden çağdaş edebiyatımıza uzanan bir Ramazan Edebiyatının doğmasına imkân vermiştir.... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Bilal Kemikli’nin, Somuncu Baba Dergisi’nin 95. sayısında, “Ramazan Kültürümüz” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
5/2/202015 minutes, 56 seconds
Episode Artwork

İletişim Çağında Medyanın Haber Dili - Alain de Botton ile Söyleşi

Dindar insanlar genellikle şu anda ne olduğuyla çok da ilgili değildirler. Çünkü onlar güzel bir sonla biten çok çok uzun bir hikâyeye inanır, bu fikirle hareket eder ve bu minvalde yaşamlarını sürdürürler. (Bu dinler; İslam, Budizm, Hinduizm vs. olabilir.) Bir başka deyişle; insanlar günlük olayları, kutsal kitaplara/öğretilere inanmadığı ölçüde fazlasıyla mesele etmeye başlarlar ve onları çok önemli görürler. Söyleşi: SERDAR BİLİR Cins İçin Çeviren: MEHMET BAKİ KARAHAN
5/1/20206 minutes, 46 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 08 - İsmail Kara - Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 8 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 01 Mayıs Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız İsmail Kara’nın, Dergah Dergisi’nde, “Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş İsmail Kara. Müslüman toplumlar için Ramazan ayının öneminden bahsetmek malumu ilâmdan öte bir anlam taşımaz aslında. Farz olan ana ibadetlerden biri olarak orucun tutulduğu Ramazan ayı bütün İslâm tarihi boyunca aranan, arzulanan, beklenen, yaşanan, uğurlanan ve ardından hatırlanan bereketli, zevkli bir zaman dilimi olagelmiştir. Hâlâ mahyalarda gördüğümüz, teravih ilâhilerinde duyduğumuz “Merhaba ey şehr-i Ramazan”, “Elveda ey mâh-ı gufran” ibareleri muteber bir misafiri ağırlama zevkleri ve iştiyakları ile uğurlama tahassür ve hüzünlerini ilân ve ihsas eder. Bununla beraber Ramazan ve oruçla irtibatlandırılabilecek unsurların zamana, mekâna, döneme, coğrafyaya, dile, kültüre, iklime, insana… göre farklı şekiller ve renklere büründüğü, değer olarak iniş çıkışlar yaşadığı da bir vakıadır. Türkiye’de ve Türkçede olduğu gibi her Müslüman toplumun tarih içinde oluşmuş bir Ramazan kültürü ve edebiyatından, hatta Ramazan-oruç literatüründen bahsedilebilir. Hiç düşündünüz mü, “Papaza kızıp oruç bozmak” deyimi Türkçeden başka bir dilde var mı acaba? “Diş kirası”, “cerre çıkmak” “orucu sakatlamak”, “bayramda borç ödeyecek olana Ramazan kısa gelir”, “arifeyi gösterip bayramı göstermemek” gibileri de öyle… Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle İsmail Kara’nın, Dergah Dergisi’nde, “Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
4/30/202013 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 07 - Mustafa Kutlu - Niçin eski ramazanlar?

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 7 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 30 Nisan Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Mustafa Kutlu’nun, 05 Oca 2000’de Yenişafak Gazetesi’nde, “Niçin eski ramazanlar?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Mustafa Kutlu. Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı Eski ramazanların şimdikilerden daha feyizli, daha bereketli, daha renkli, daha tatlı, daha sıcak, daha mânalı olduğu söylenip duruyor. Çokluk genç insanların kendilerinden yaşlı kişilere yönelttikleri sorular bu cevapla son buluyor. Eski ramazanlar bambaşkaydı... Şu meseleye eğilelim hele, neyin nesidir? Efendim birincisi insan çocukluğuna doğru gidiyor eskiyi düşünürken, yani o kaybolmuş cennete gidiyor. Son iyi şeylerin yaşandığı bölge ve zamandır çocukluk, orada kötü şey nadirattandır. Top sesini beklemek, sıcak bir pidenin buğusuna sarılarak eve doğru koşmak, sahur yemeklerinin büyülü atmosferine sokulmak, bir yarım gün oruç tutarak ödüllere kavuşmak vb. İkincisi Osmanlı döneminden tevarüs ettiğimiz bir duygudur. Bilindiği gibi o günlerde yaşanan hayatın bütün unsurları dinî bir hüviyet taşıyordu. Zamanı ve mekânı kapsayan din, günlük hayatımızın yegane rehberi ve ressamı idi. Zamanın ritmi bu günlerin hızını tatmamıştı. Ağır akan bir ırmak gibiydi. Bakırköy''den kalkıp Beşiktaş''a gece yatısına misafir gidecek bir aile günler öncesinden hazırlığa başlar, o seyahat sanki aylarca sürmüş gibi anlatılırdı. Ramazan işte bu ağır akan nehri hızlandıran, renklendiren, heyecana garkeden bir ay idi. Bugünün saati günün her vaktini tek renge boyar. Tıpkı takım elbise giyip kravat takmış insanlar gibi. Oysa fecirle kuşluğun, öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının saatleri birbirinden farklıdır. Aylar dahi öyledir. Ramazan o eski kavrayışımızda (yani yaşayışımızda) senenin en mânalı ayı idi. Onbir ayın sultanı.... Şimdilerde yaşadığımız zaman içinde bayramlar nasıl tatil ile bir izdivaç yaptı ise, Ramazan da o zaman kavrayışımızın dışına çıktı. Üçüncüsü eski Ramazanlarda (Osmanlı dönemi) gerçekten kandiller, mahyalar, davullar, iftarlar, karagözler, orta oyunları vb. ile bir bayram havası hissedilir. Mahalle hayatının, komşuluk ilişkilerinin, alış-verişin canlandığı bir zamandır. Şimdi hayatımız başka unsurlarla kilitli. Trafik, ulaşım, mesai, geçim, tüketim, vardiye, nöbet, ücret, zam, enflasyon, borsa, dolar, televizyon, vb. Sayacağımız ve hayatımızı dolduran daha binlerce unsur dinî bir renk taşımıyor. Biz bunlarla kol kola yaşarken, ansızın Ramazan geliveriyor. Ve çârnâçar onu da aramıza alıyoruz. Mahallenin ve cemaatın parçalara bölünüp ufalanmasından sonra geçip giden hayatımız da bütünlüğünü kaybetmiştir. Ve bu her geçen gün artan bir hüzündür. Açıkcası artık ne doğana gerektiği gibi sevinebiliyoruz, ne de ölene üzülmek için vaktimiz var. Bir cenaze çıkan evden üç gün sonra kahkahalar duyulmaya başlıyor. Hesap makinaları ve bilgisayarlar âşık olmayı bile şarta-şurta bağlamıştır. Herşey değişiyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Tamam.. Teknoloji insanoğlunu esir aldı. Buna da peki.. Peki de Ramazan ne olacak? Çok şükür onu yaşamaya çalışıyoruz. Bizden sonra gelen nesiller de bize soracak? Eski Ramazanlar nasıldı, diye... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Mustafa Kutlu’nun, 05 Oca 2000’de Yenişafak Gazetesi’nde, “Niçin eski ramazanlar?” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
4/29/20205 minutes, 2 seconds
Episode Artwork

'Hüzün asla sona ermeyecek' Van Gogh

Bilinmenin önündeki en büyük engelin çok tanınmak olduğunu söylemeliyiz. 21. yüzyılda onun başına gelen de bundan başka bir şey değil. Çağımızın en büyük ressamı desek kimseye haksızlık etmiş olmayız muhtemelen. Ancak yine de “çağımızın en çok beğenilen ressamı” demeliyiz belki de. Fakat o yok, sadece renkleri var. Onu görmüyor, sadece renkleri görüyoruz. Efsaneyi doğuran şey şöhret. Daha büyük bir anlama hizmet etmiyorsa sadece felaket. Şöhretin en net sonucu, sahibini görünmez kılmasıdır. Efsane, söyleyenin ihtiyacını karşılar. Söylenene dair içerik sunmaz. Sunsa da bu önemli değildir. Önemli olan, görenin gördüğüdür; görülenin gösterdiği değil. İşte tam burada soru şudur: Bir biyografiye nereden başlanır? Bir hikâye neresinden tutulur? Yaşarken farkında olmasa da çağının sanat anlayışını alt üst edecek ve belki gerçek anlamda modern resmin doğum sancılarını ilan edecek bir adamdı o. Meşgul olduğu süre zarfında resimden başka hiç bir şey düşünmeyen, kısa ömrüne iki binin üzerinde çalışma sığdıran bir adam. Nâzım’a da merhaba diyelim; Renkleri yemiş gibi yiyen bir adam 27 yaşında resme başlayıp 37 yaşında ölen ve resim yapabildiği bu 10 yıllık zaman zarfında sanat tarihine hem de bir dönüm noktası olarak adını yazdırabilen bir adamdan söz ediyoruz. 1853 yılında bugünkü Hollanda’da bir köy papazının oğlu olarak dünyaya geliyor. Okula gönderiliyor, ama kafası dersleri hiç almıyor. Gayet başarısız bir çocuk olarak babası tarafından daha yeni kurulmuş olan Goupil Sanat Galerisi’nde satış elemanı olarak işe veriliyor. Tablolar üzerine müşterilerle girdiği tartışmalar, işinden olmasına yol açtı. Burada sevdiği dünyanın bir parçası olmuştu en azından. 20 yaşına gelmişti ve 1873’te galerinin Londra şubesinde çalışmaya başladı. İki yıl sonra sevdiği kızdan “hayır” cevabını alınca Londra’dan kaçtı ve çalıştığı galerinin Paris şubesine geçti. Fakat burada da çok tutunamadı. Tablolar üzerine müşterilerle girdiği tartışmalar, işinden olmasına yol açtı. Uzun bir zaman avarelik ettikten sonra bir sürü işe girip çıktı. Ölüm döşeğinde bahsedeceği o “sefalet”in tam dibini bulmuştu ki imdadına kardeşi yetişti...
4/29/20205 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 06 - Hayrettin Karaman - Ramazan Kültürü

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 6 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 29 Nisan Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Hayrettin Karaman’ın, 26 Eyl 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazan kültürü” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Hayrettin Karaman. Ramazan bir ibâdet ayıdır, bu ayı çeşitli ibâdetlerle geçiren Müslümanlar ülkelere, bölgelere ve alt kültürlere göre değişiklik gösteren Ramazan kültürleri de oluşturmuşlardır. Osmanlı döneminde Ramazan''ın, edebiyat, sanat, günlük hayat, mutfak, eğlence hayatını etkilediği ve bu alanlara damgasını vurduğu bilinmektedir. Osmanlı Ramazan kültürü bütün boyutlarıyla alındığında ancak kitaplara sığacak hacimdedir. Ramazan''a mahsus ekmekler, başta güllâç olmak üzere tatlılar, iftar sofrasını süsleyen iftariyeler, büyüklerin konaklarında verilen diş kiralı ziyafetler dillere destandır. Minarelerde mahyalar kurulur, kandiller yakılır, hattâ uçurulurdu. Daha ziyade gece bekçileri davul çalarak ve mâni söyleyerek halkı sahura uyandırırlardı. Yeni Câmî direk ister Söylemeye yürek ister Benim karnım toktur amma Arkadaşım börek ister Kabilinden zarif mâniler defterler dolduracak kadar zengindir. Belli bir zamandan itibaren iftar ve imsak topları da meşhur olmuştur. Benim çocukluğumun geçtiği Çorum''da önce fişek atılır, hemen arkasından top gürlerdi. Biz çocuklar bu ilânı büyük bir merakla ve bıkmadan her akşam bekler ve izlerdik. Sesi güzel müezzinler şehrin uygun câmîlerinden, zikir, salavât, dua gibi metinlerden oluşan ve adına “temcîd” denilen metinleri okuyarak da halkı sahur için uyandırırlardı. Bu o kadar yaygın hale gelmişti ki, sahur yerine temcid, sahurda yenilen pilava da temcid pilavı denir olmuştu. İstanbul birçok şeyin olduğu gibi en zengin Ramazan kültürünün de merkezi idi. Burada yapılan belli câmîlerin avlularında sergiler ve Direklerarası gezintileri hâlâ anlatılır. Sergilerde, çeşitli ülkelerden getirilmiş baharat, şeker, şekerleme, tesbih, ağızlık gibi şeyler sergilenir ve satılırdı. Şehzadebaşı''ndaki Direklerarası''nda, ikindi ile akşam arasında, çoğu yaya bazıları arabalı genç kadın ve erkekler bir aşağı bir yukarı gezinti yaparlardı. Akşam ezanından önce Ayasofya ve Eyüp câmîlerine gelenler burada, türbedarların verdikleri su ile iftar ederler, akşam namazını kıldıktan sonra çevredeki aşçı dükkanlarından birine giderek yemek yerlerdi. Çağdaş hayat, şartları değiştirdi, yeni şartlarda yeni Ramazan kültürü unsurları bulunup hayata geçirilebilirdi, fakat bu yapılamadı, eskiler eksik gedik tekrarlanıyor. Bugünün Müslümanları hocalar kadar sanatçılara da muhtaç durumdadırlar; edebiyat, mûsikî, eğlendirici gösteri ve oyunlar, giyim kuşam biçimi (moda) alanlarında yetişmiş sanatçılarımız çoğaldıkça ve halkımızın dîne yönelişi, din eğitimi yoğunlaştıkça yeni Ramazan kültürleri de oluşacaktır. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Hayrettin Karaman’ın, 26 Eyl 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Ramazan kültürü” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
4/28/20204 minutes, 25 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 05 - Rasim Özdenören - Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir

Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 5 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 28 Nisan Salı. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Rasim Özdenören’in, 21 Nisan 2019’da Dünyabizim.com da, “Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Rasim Özdenören. Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir. Ancak oruçtaki eylemsizlik orucun özgül eyleminin ta kendisidir. Oruç, insan olmanın en temel sınav biçimlerinden biridir. Sınavda olmak bir eylem üzerinde olmayı tazammun eder. Sınav, insanın varlık hikmetinin hedefinde yer alır ve yalnızca insan olmanın bir varlık tarzını oluşturur. Öteki mahlûkat arasında sınavla karşı karşıya bırakılan yoktur. Çünkü mahlûkat arasından yalnızca insan seçme mecburiyetiyle yükümlü tutulmuştur. Oruç halinde seçme durumu insanın, kendini eylemekten alıkoymasıyla tezahür eder: bir şeyi yapabilecekken yapmamak, yiyebilecekken yememek... Bunlar, dıştan eylemsizlik gibi görünen halin eylem olarak tezahür etmesidir: Orucun özgül eyleme hali tam da budur. Eylemekten vazgeçilen haller bizatihi haram olduğu için onlardan sarfınazar ediliyor değil; eylemekten vazgeçilen haller helal olmasına rağmen onlardan sarfınazar edilmektedir. Bu durum takva olgusuyla ilgilidir. Hz. Ali’nin şöyle söylediği nakledilir: “Dünya beni haramından men etti, ben onun helalinden de geçtim.” Takvalı davranış, helal veya mubah olan bir şeyden gönüllü olarak sarfınazar etmeyi tazammun ediyor. Ramazan ayı içinde gerçekleştirilen ve farzı kifaye hükmünde olan itikâf hali, sıradan bir oruçlu insan için, aslında, bir bakıma, gündelik olandan sakınıp orucun farklı düzlemine girmesiyle kendiliğinden ve tümüyle bir itikâf hali mesabesine intikal etmiş olur. Bu yönüyle de, oruçlu insan ve Ramazan orucunu tutmaya niyetlenmiş kimse, niyeti üzere sabit durduğu sürece, aynı zamanda ve kendiliğinden zikir halinde de bulunmuş olur. Nasıl ki, Ramazan içinde itikâfa çekilmiş olan kimse bu dünya hayatından el çekmiş oluyorsa, gündelik hayatından oruç hayatına giren kimse de, bir bu haliyle, itikâftaymış gibi olur. İslâm’ın öngördüğü ibadetlerin tümü, insanı Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmaya yöneltir. Öteki ibadetler kendiliğinde aleni iken, oruç, mahiyeti icabı gizli bir ibadettir. Hadis-i Şerif: “Sizden biriniz oruçlu bulunduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Şayet biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum’ desin” (Riyazüs-salihin ve Tercemesi II, DİB Y. Ank. 1971, s. 502). Burada, kişi, oruçluyken mukabele etmekten sakındırılmak suretiyle, takvaya uygun bir davranış düzlemine çekilmiş oluyor. Böylece oruç insana Allah Resulünün ahlâkı ile ahlâklanmasının yolunu açıyor. Onun derin anlamı da bu noktada temerküz ediyor. Bu hedefe yaklaşan Müslüman için, sıradan insanın gündelik yaşantı tarzı da aşılmış oluyor. Orucun, insanı bir küreden başka bir küreye sıçrattığını görüyoruz. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Rasim Özdenören’in, 21 Nisan 2019’da Dünyabizim.com da, “Oruç, yüksek anlamlı bir eylemsizlik halidir” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
4/27/20204 minutes, 51 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 04 - Yusuf Kaplan - Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi

RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 04 Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 4 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 27 Nisan Pazartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Yusuf Kaplan’ın, 10 Ekim 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Yusuf Kaplan. Düşündük mü hiç: Ramazanları sadece insanlar mı neşeyle, coşkuyla karşılar, solur ve yaşar? Bence hayır. İslâm''ın hediyesi olan rahmet, bereket, mağfiret ve kardeşlik iklimi ramazanları sadece insanlar değil, bütün varlıklar aynı coşkuyla karşılar, aynı heyecanla solur, kutlar ve yaşarlar. Ramazan, kâinattaki bütün varlıkların hem kendileriyle, hem de birbirleriyle “kendilerince konuştukları”, dile geldikleri, herkesin, her varlığın aynı “kozmik dans”a, müziğe kendi diliyle, kendi şarkısıyla katıldığı bir senfoni''dir; büyük bir aşk ve bütünleşme senfonisi: Bütün varlıkların birbirlerinin varlıklarını, kokularını, renklerini hissettikleri, Ramazan''a kadar farkedemedikleri gerçekliklerini farkettikleri; bütün varlıkların kendi dilleriyle Yaratıcı''ya yöneldikleri kudsî bir aşk, hürriyet ve coşku senfonisi. İnsan ancak Allah''a bağlandığı zaman hür olduğunu, varolabildiğini, diğer insanları, varlıkları hatırlayabildiğini, onlarla “aynı dil”i konuşabildiğini, sorunlarını paylaşabildiğini, sorunlarına sahip çıkıldığını, Allah''ın rahmet, mağfiret ve sevgisine mazhar olabildiğini fiilen ve de en çok bu ilâhî senfoninin görkemli bir şekilde “sahnelendiği” Ramazan''da anlayabiliyor. Ramazan, hem insanların, hem de bütün varlıkların bir anda harekete geçtikleri; neşe, coşku, aşk ve heyecanla doldukları, donandıkları; Yaratıcı''yla bütünleştikleri, sadece O''na boyun eğerek özgürleştikleri büyük bir senfoni armağan ediyor bize. Oruçlu insanın ontolojik olarak sadece KENDİ hayatı, kendi hayatının akışı değil; aynı zamanda diğer insanlarla, doğayla, nesnelerle kurduğu ilişkisi, iletişimi ve etkileşimi görünür, hissedilir biçimde değişiyor. Ramazan, hayatın koordinatlarına müdahale ediyor ve kendi kurallarına göre yeniden belirliyor hayatımızın koordinatlarını. Dünyayla, insanlarla kurduğumuz ilişki biçimi bir anda değişiyor: Mekânı ve zamanı farklı şekillerde algılamaya başlıyoruz: Topraktan bir kutsallık fışkırıyor sanki: Toprakla, doğayla, havayla ve zengin-fakir tüm müminlerle bütünleştiğimizi hissediyoruz. Oruçlu hâlimizle toprağı, doğayı, havayı başka türlü soluyarak ve koklayarak varlığını fark ediyor ve meleksileşerek aşkın bir düzleme geçiyoruz. ... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Lokma Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Yusuf Kaplan’ın, 10 Ekim 2006’da Yenişafak Gazetesi’nde, “Bir Ramazan Medeniyeti Senfonisi” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
4/26/20206 minutes, 46 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 03 - Muhammed Emin Yıldırım - Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?

RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 03 Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 3 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 26 Nisan Pazar. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Muhammed Emin Yıldırım’ın, 28 Haziran 2014’de www.siyer.org adresinde, “Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Muhammed Emin Yıldırım. Vahyin ilk muhatapları olan Sahabe neslinin hayatlarının her tablosu, bizler için çok önemlidir. Çünkü onlar bizlerin Müslümanlığımızın aynalarıdır. Biz ideal mümin duruşunun nasıl olması gerektiğini ancak onların hayatlarına bakarak öğrenebiliriz. İşte aramızdaki bu önemli bağdan dolayı o bahtiyarlar topluluğu bizlerin kökleri, her zaman ve mekânın yegâne rehberleridirler. Kur’an’ın doğrudan muhatapları olan o ayrıcalıklı nesil, vahyin hayatları dirilten tüm mesajlarını ilk kez duyanlar ve bu mesajları ilk kez hayatlarında uygulayanlardı. Kur’an ile çok canlı ilişkileri olan o nesil her gün: “Bugün Allah bize ne söyleyecek?” heyecanı ile yaşıyorlardı. İşte bu heyecanı en üst düzeyde yaşadıkları bir zaman dilimi olan Hicretin 2. yılında, Ramazan ayının tamamının oruçlu geçirilmesi emrine muhatap oldular. Nübüvvetin geride kalan 15 yılından sonra böyle bir emre muhatap olan Sahabe nesli, büyük bir coşku ve heyecan ile öteden beri kutsal saydıkları bu aya, daha da önem vermeye başladılar. Bu bahtiyarlar topluluğunun muallimi olan Efendimiz (sas) oruçla birlikte birçok güzel ibadeti de bu güzide neslin gündemine taşıdı. Önce Ramazan gecelerinin ziyneti teravih namazları ile tanıştılar. Allah Resulü (sas) birkaç gece mescidde kıldığı bu namazları, ümmetinden bazılarının farz gibi algılamamaları için evine taşımasına rağmen, Sahabe oruçla birlikte öğrendiği teravih namazlarını hiçbir zaman gündeminden düşürmemiş, Hz. Ömer ile birlikte de yeniden cemaatle eda etmeye başlamışlardı. Oruç ve Ramazan gecelerinin ziyneti olan teravih namazları, Medine’de ki bu ilk neslin büyük bir coşku ve heyecan ile ihya etmeye çalıştıkları bir ibadete dönüşmüştü. Oruç ve teravih namazlarının yanında Sahabe nesli Bakara Sûresi’nin 185.ayetinden Ramazan’ı on bir aya sultan eden en önemli sebebin ne olduğunu öğrenmişlerdi. Bu sebep ayetinde açıkça belirttiği gibi Kur’an’ın bu ayda nazil olmaya başlamasıydı. Yani bu ay vahyin doğum ayı idi. Öyle ise bu ay Kur’an’ın şanına yakışır bir biçimde ihya edilmeliydi. Sahabe nesli bunu bildikleri için, bu ay bol bol Kur’an okur, onun ayetleri üzerinde tefekkür eder; “Rabbim bana ne diyor? Ne demek istiyor? Neleri benden istiyor?” sorularına cevaplar bulmaya çalışırlardı. Bizim mukabele dediğimiz, ama sadece yüzünden okuduğumuz Kur’an’ı, onlar yüzünden okumakla kalmaz birde o ayetler üzerinde anlama, kavrama ve yaşama maksadı ile ciddi bir zihni çaba verirlerdi. Allah’ın ne dediğini Kur’an’ın lafızları ve manasının içerisinde, ne demek istediğini ise maksat da ararlardı. ... Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Muhammed Emin Yıldırım’ın, 28 Haziran 2014’de www.siyer.org adresinde, “Asr-ı Saadet’te Ramazan Nasıl Yaşanırdı?” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
4/25/202015 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 02 - Fatma Barbarosoğlu - Yine yeni bir Ramazan

RAMAZAN YAZILARI BÖLÜM 02 Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 2 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 25 Nisan Cumartesi. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Bugünkü yazımız Fatma Barbarosoğlu’nun, 10 aralık 1999’da Yenişafak gazetesinde, “Yine yeni bir Ramazan” ismiyle yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Fatma Barbarosoğlu. Yeni bir ramazan geldi. Yine geldi Çünkü hayattayız. Çünkü 11 ay doyurduğumuz bedenimizin içinde, mahpus yaşayan ruhumuz, katık istiyor. Herşeyi unutup sadece birkul olarak; Kul olmayı, kısacık gün içinde yudum yudum ruhda tadarak hissetmemiz için, Yeni bir Ramazan. Yeni bir ramazan nefsin imtihana çekilmesi için. Yeni bir ramazan Allah''ta kendini unutup bütün bağlardan azat olmak için. İçimiz şükür ile dolmazsa yaşadıklarımızın tanığı sabır olmazsa, Gelen ramazanlar bize değildir. Bize değildir çünkü ruhumuz cilasızdır. Cilasızdır ruh, kötülüğü kendinden bilmeyince, kainattaki her kusur için kendinde mesuliyet hissetmeyince. Ne kötü ne bulanıktır cilasız ruha düşen resimler. Geçmiş zaman velilerinin dilinde ve gönünde kaldıysa, ruhuna derman için bedenine dert arayanlar Bize değildir gelen ramazanlar! Yeni bir ramazan geldiyse ve yine geldiyse Şükür ki belleğimiz yerinde olduğu içindir. Ve yalnız hatırlayarak ve hatırda tutarak insan kalacağımız içindir. Dünü unutmayınız, çünkü adımız insan Yarından umut kesmeyiz, çünkü adımız insan Biliriz şükrümüzün edası yoktur Yine bir ramazan, yeni bir ramazan. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Fatma Barbarosoğlu’nun, 10 aralık 1999’da Yenişafak gazetesinde, “Yine yeni bir Ramazan” ismiyle yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. Hazırlayan ve sunan Muhammed Safa Ulusoy
4/24/20203 minutes, 8 seconds
Episode Artwork

Ramazan Yazıları 01 - Mustafa Kutlu - Oruç

Efendim herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 1 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 24 Nisan Cuma, yani onbir ayın sultanı Ramazan ayının ilk günü. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturacağız. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz. Ilk yazımız kalbin sesi Mustafa Kutlu’nun, Arkakapak Yazıları kitabında, “Oruç” ismiyle neşrettiği yazısı. Bakalım ne demiş Mustafa Kutlu. Fırından çıkan sıcak pidelerin buğusu kavrulmuş susam kokusuna karışıyor. Hangi mevsimde olursak olalım marulun, kıvırcık salatanın, bir deste maydanozun yeşilinden fışkıran dirilik ve ferahlık içimize yayılıyor. Dedeler ceplerinde şekerlemeler ile torunlarını kucaklıyorlar. Akşamın pembe lacivert tülü büyük bir sükûnet ile insanların, bütün dünyanın üzerine iniyor. Melekler saf saf iniyorlar. Cennet kapıları açılıyor. Rahmet ve merhamet ve bereket her yandan kuşatıyor bizi. İnsanlar birbirlerine sevgi ile bakıyorlar. Zenginler zenginliklerinden soyunuyor, yoksulların yoksulluğu kayboluyor. Kalbimizin paslı kilidi açılıyor. Bize selam veren bir kişiyi kardeş biliyoruz. Kimse sesini sertleştirmiyor. Yüzlerde nur, gönüllerde karşı konulmaz bir incelik, bir rikkat. Açlık bizi doyuruyor. En çok kıymet verdiğimiz şeyleri başkaları ile paylaşmaktan sonsuz bir haz duyuyoruz. Bize yük olan her unsur, her tasa, her ihtiras tasını tarağını toplayıp savuşuyor. Kapımız ve soframız açık. Derdimizi ve sevincimizi söylemekten hoşnutuz. Sabır bizi coşturuyor. Kalbin ırmakları dolu dizgin. Merhamet sağanak gibi boşalıyor. Hizmetten, hürmetten, ibadetten yeryüzünde oluşumuzun derinliklerinden, sebeplerden ve sonuçlardan geçiyoruz. Bir imtihan içinden yüz akı ile çıkıyoruz. İçimizde kurulan kürsü bizi hesaba çekiyor. Ağlıyor ve tövbe ediyoruz. Tövbe suları sonsuz çağlayanların şırıltısını, aydınlığını, engin ufukların parıltısını taşıyıp duruyor işte. Bu taşı bu yoldan niçin kaldırmadım ben, bu çiçeğe bu hafta niçin su vermedim ben, şu çocuğun yanağına bir öpücük niçin kondurmadım ben, komşumun kapısını bir kez olsun çalmadım mı ben, alnımı secdeye bir kez olsun koymadım mı ben? Derken ben. Benlikten sıyrılıyor. Benlikten sıyrılırken, çiçek açmış badem dalının, kelebek kanadının, su sesinin ve yıldız parıltısının, dostun ve akrabanın, ayak bastığımız toprağın, buğdayın ve zencefilin, yani akşam ezanı ile yeryüzüne yağmur gibi dökülen varoluşun sırlarını fark ediyor. Bizi bu menzile eriştiren kılavuza binlerce teşekkür. Bize bu basireti bağışlayan güce sonsuz secde. Bu sırada çocuk sıcak pidenin buğusuna sarılmış olarak gülümsüyor. Baba işinden dönüyor, eve yaklaştıkça göğsünde bir genişlik. Anne yeşil salatanın üzerine birkaç zeytin bırakıyor. Paydos. Ses kesiliyor. Rüzgâr duruyor. Güneş dağların ardına çekiliyor. Kuzeyde bir yıldız göz kırpıyor. Nefesimizi tutuyoruz. Kuşlar kanatlarını kapatıyorlar. Çekiç örsün kenarında bekliyor. Dalgalar diniyor. Sükut... Sükut... Ve ağızları misk gibi kokanlar ve o gün insanlara gülden ağır bir söz söylememiş olanlar ve o gün almayı değil hep vermeyi düşünenler ve o gün "sabredenlere hesapsız ecirler verilecektir" müjdesi ile müjdelenmiş olanlar meleklerle birlikte iftar sofrasına oturuyorlar. Allah'ım, şükürler olsun oruçluyuz... Mustafa Kutlu, Arkakapak Yazıları, “Oruç”, s. 47. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Nihayet Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle kalbin sesi Mustafa Kutlu’nun, Arkakapak Yazıları kitabında, “Oruç” ismiyle neşrettiği yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, esen kalın. Hazırlayan ve sunan: Muhammed Safa Ulusoy
4/23/20205 minutes, 19 seconds
Episode Artwork

RİYAD'DA TAHT KAVGALARI

Suudi Arabistan hanedanlığının iki kritik ismi, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın emriyle tutuklandı. Bu gelişme, "Riyad Kral Selman sonrasına mı hazırlanıyor?" sorusunu beraberinde getirdi. Mecra Yayın Yönetmeni Taha Kılınç ve Yeni Şafak Editörü Hasan Hız son gelişmeleri masaya yatırdı
3/17/202022 minutes, 6 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 17 Mart

Eski gazeteler okunuyor, gazeteciliğin ilk yılları mercek altına alınıyor. Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
3/17/202022 minutes, 53 seconds
Episode Artwork

Müslümanlar Koronavirüs gibi hastalık ve afetlerle nasıl mücadele etmişti?

Bugünlerde bütün dünyayı kasıp kavuran Koronavirüs ekseninde genelinde dinler tarihi, özelinde İslam tarihinde ne tür virüs ve salgınlar vuku bulmuş, müslümanların bu afetlerle mücadelesi nasıl olmuş ve İslamın afetlere bakışı nasıldır?
3/16/202013 minutes, 56 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 16 Mart

Sabah Şerifleri'nde eski gazetelerden haberler inceleniyor. Geçmişin haberleriyle bugün ve geleceğin mukayese edildiği Sabah Şeriflerine davetlisiniz.
3/16/202022 minutes, 39 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 13 Mart

Eski gazetelerde kullanılan haber dili, geçmiş ve geleceğin mukayesesinin yapıldığı Sabah Şerifleri'ne davetlisiniz.
3/13/202022 minutes, 4 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 11 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 11 Mart
3/11/202026 minutes, 54 seconds
Episode Artwork

Koronavirüs Silikon Vadisi'ne bulaştı mı?

Koronavirüs Silikon Vadisi'ne bulaştı mı? by GZT
3/10/202015 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 10 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 10 Mart by GZT
3/10/202031 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 9 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 9 Mart by GZT
3/9/202030 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Ayın dosyası 'Bahar Kalkanı Harekatı'

GZT Editörü Duygu Göktürk ile AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın, 'Bahar Kalkanı Harekatı' araştırmasının detaylarını konuştu
3/6/202020 minutes, 14 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 6 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 6 Mart by GZT
3/6/202032 minutes, 59 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 5 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 5 Mart by GZT
3/5/202030 minutes, 39 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 4 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 4 Mart by GZT
3/4/202024 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 3 Mart

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 3 Mart by GZT
3/3/202021 minutes, 10 seconds
Episode Artwork

Hüsnü Mübarek'in Mısır'a bıraktığı miras

2010 yılında Libya'nın Sirte kentinde gerçekleşen Afrika-Arap Zirvesi'nde çekilen bir fotoğraf yeniden sosyal medyanın gündemindeydi. Zeynep Abidin Bin Ali, Ali Abdullah Salih, Muammer Kaddafi ve Hüsnü Mübarek'in bir arada olduğu bu fotoğraftaki liderleri ve ülkeleri Mecra Yayın Yönetmeni Taha Kılınç ve Yeni Şafak Editörü Hasan Hız yorumladı.
2/29/202018 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

Şehit haberi nasıl verilir?

Bir şehit haberi sizce nasıl sunulur?
2/29/20204 minutes, 50 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 28 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 28 Şubat by GZT
2/28/202021 minutes, 54 seconds
Episode Artwork

Doç. Dr. Oytun Erbaş koronavirüsün bitiş tarihini verdi!

Çağımızın salgını Koronavirüs herkesi korkutuyor 😰 GZT Editörü Duygu Göktürk ile Doç. Dr. Oytun Erbaş, Kahve Muhabbeti'nde Koronavirüsü ve tıpta doğru bilinen yanlışları konuştu! Kahve Muhabbeti'nin ilk bölümünde tıp alanında son zamanların en popüler isimlerinden biri olan Doç. Dr. Oytun Erbaş ile sohbet ettik. Doç. Dr. Oytun Erbaş kendine has üslubuyla ve espritüel tavırlarıyla tıp alanına yeni bir soluk getirdi. Doç. Dr. Oytun Erbaş ile önce Taksim'i turladık, ardından da bir kafede sohbetimize devam ettik. Koronavirüs milyonlarca insanın korkulu rüyası. Peki koronavirüs ne zaman sona erecek? Bu sorunun cevabını Kahve Muhabbeti'nde açıklayan Erbaş, havaların ısınmasıyla birlikte virüslerin de yok olacağını söylüyor. Tıp alanında sorunlu noktalardan biri de tıbbın "patladığı" anlar! Yani doğru bilinen yanlışlar... Doktor Erbaş, sağlık alanındaki galat-ı meşhurları da GZT Editörü Duygu Göktürk'e anlattı.
2/27/202015 minutes, 33 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 27 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 27 Şubat by GZT
2/27/202020 minutes, 23 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 26 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 26 Şubat by GZT
2/26/202021 minutes, 10 seconds
Episode Artwork

Ayın dosyası 'yaşlılık' araştırması

AREDA Survey'in 'yaşlılık' araştırması sonuçlarına ilişkin, GZT Editörü Duygu Göktürk ile AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın dikkati çeken detayları konuştu.
2/25/202027 minutes, 43 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 25 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 25 Şubat by GZT
2/25/202020 minutes, 45 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 24 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 24 Şubat by GZT
2/24/202021 minutes, 2 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 21 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 21 Şubat by GZT
2/21/202020 minutes, 25 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 20 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 20 Şubat by GZT
2/20/202021 minutes, 8 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 19 Şubat

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 19 Şubat by GZT
2/19/202020 minutes, 43 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 18 Şubat

Mikrofonda Hikmet ve Nazif var. Eski gazetelerde hangi haberlerin yer aldığını, nelerin konuşulduğunu o günün en önemli gündem maddelerini merak ettik ve incelemeye başladık. Bazen 1929'lar bazen ise 1942'lere ait gazeteler düştü önümüze; Viyana'da binlerce silahın bulunmasından, Beşiktaşın hiç yenilmeden şampiyonluğuna kadar birçok merak uyandırıcı haber bu yolculukta bize eşlik etti. Türkiye ve dünyada o gün konuşulan olaylar bugün unutulmuş olsa da İstanbul Üniversitesi'nin 'Gazeteden Tarihe Bakış' projesiyle açılan bu arşiv bir döneme ışık tutmayı amaçlıyor. Biz de GZT olarak bu haberleri okuyor, Spotify, YouTube ve diğer sosyal medya hesaplarımızdan sizlere konuk oluyoruz.
2/18/202017 minutes, 38 seconds
Episode Artwork

Sabah Şerifleri | Eski Gazeteler | 17 Şubat

Eski gazeteler tarihe ışık tutuyor 😎 İstanbul Üniversite'sinin arşivinde yer alan eski tarihli gazetelerin 17 şubat nüshalarını büyük bir merakla inceledik 👀
2/17/202044 minutes, 20 seconds
Episode Artwork

Fareli Köyün Kavalcısı mı Çocuk Haçlı Seferleri mi?

1212 yılında Kudüs’ü Müslümanlardan almak için yola koyulan binlerce çocuk hayatını kaybetti, sağ kalanlar ise köle tacirleri tarafından kaçırıldı. Avrupa’nın üzerini ısrarla kapatmaya çalıştığı çocuk haçlı seferlerini anlattık
2/15/20207 minutes, 11 seconds
Episode Artwork

Arap Ülkeleri Türk Dizilerini Neden Yasaklıyor

Mecra Yayın Yönetmeni Taha Kılınç ve Yeni Şafak Editörü Hasan Hız masaya yatırdı
2/14/202020 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

Psikolojik savaş nasıl işliyor? | KGB Ajanının itirafları

Yalan haberler artık gündelik hayatın bir parçası oldu, her gün bir yenisine rastlıyoruz. Artık sadece bir “yalan haber” olmaktan çıkıp gerçeklik algımızı tehdit eden bir boyuta ulaştı. Hatta toplumun önemli bir kesimi için gerçeklik algısı bizzat bu haberler üzerinden şekilleniyor ve bu kesim yalan ile gerçeği ayıramıyor. Bu durum, sadece bir yalan haberler kümesiyle değil, daha sistematik bir psikolojik savaş ile karşı karşıya olduğumuz şüphesini doğuruyor. Bu bölümde, sizinle 1985 yılında kaydedilmiş bir röportajı paylaşacağım. Konuşan kişi sonradan anti-komünist çalışmalar yapmış eski bir KGB ajanı Yuri Bezmenov. Konu üzerine saatlerce konuşsak anlatamayacağımız geçekleri Bezmenov bu konuşmasında büyük bir sadelik içinde anlatıyor: Türkiye’yi ve birey birey hepimizi tehdit eden psikolojik savaş ne, hangi aşamalardan oluşuyor ve nasıl işliyor?
2/14/20207 minutes, 24 seconds
Episode Artwork

Sosyal medyada neden linç yiyoruz? (Çağımızın belası #sosyallinç)

Sosyal medyaya şöyle bir göz attığınızda sosyal linçle karşılaşmamanız neredeyse imkansız. GZT Editörü Duygu Göktürk gitgide daha fazla karşımıza çıkan sosyal linci sordu; konunun farklı boyutları ve farklı muhatapları ile görüştü. Uzun araştırmalar ve görüşmeler ile hazırladığımız Ciddi Mesele ilk bölümü ile karşınızda. Peki kimler hangi soruları yanıtladı? Spiker Beste Uyanık Kapukaya uğradığı sosyal linci ilk kez GZT ile paylaştı. Sosyal linci bir şerbete benzeten Uyanık, kendisi hakkında yapılan yorumları büyük bir üzüntü içinde okuduğunu dile getirdi. #besteuyanık Uzman Psikolog Doğan Yılmaz sosyal lincin #psikolojik boyutlarına değindi. Yılmaz'ın, 'Neden sosyal medya lincine dahil oluyoruz?' sorusuna verdiği yanıtlar konuyu farklı boyutlarıyla ele almamızı sağladı. Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Uğur Batı, yaptığı araştırmalar ve bu araştırmaların sosyal medyadaki karşılıklarını bize anlattı. #Manipülasyona değinen Batı, editörümüze küçük bir de test yaptı. AREDA Survey Genel Müdürü Yusuf Akın, kanıtlarla konuştu. Biz de sizler için sosyal medyadaki lincin en güncel verilerini derledik. Av. Ceyda Cimilli Akaydın sosyal medya lincine uğradığımızda neler yapmamız gerektiğini anlattı. Her sosyal medya kullanıcısının dikkat etmesi gereken noktalara değindi. MNG Holding Yönetim Hizmetleri CEO'su Dr. Aydoğan Süer ise sadece kişilerin değil markaların ve kurumların da lince uğrayabileceğini söyledi. Peki nedir bu sosyal medya linci? Hangi durumlar suç kapsamına girer? Sosyal medya lincine uğradığımızda neler yapmalıyız?
2/14/202021 minutes, 14 seconds
Episode Artwork

Doğu Türkistan: Toplama kampının tanıkları anlatıyor…

GZT, Uygur Türkleri'ne karşı #Çin'in uyguladığı zulmü 'İçerisi' ve 'Dışarısı' ile mini belgeselde gözler önüne seriyor. Özellikle Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de yaşananlar yaşananları gözler önüne seriyor. Katliamı olayın tanıklarından dinleyerek Doğu Türkistan'da neler oluyor sorusunu cevaplandırmaya çalıştık. DOĞU TÜRKİSTAN'DA NELER OLUYOR? Zahide Ruizi: Yani haberler geliyor. Çok işkence var içeride diyor. Kadınlar çırılçıplak orada diyor. Erkeklerle beraber diyor. Yiyecek yok diyor. DOĞU TÜRKİSTAN NEREDE? Gülbahar Celilova: Orada 14 yaşından 80 yaşına kadar bayanlar gördüm. Hepsinin ayaklarında 5 kiloluk zincirler vardı. Niye pranga taktılar dedim, biz de bilmiyoruz bizi de buraya kapattılar dediler https://www.youtube.com/watch?v=cDUN2CHpGGA&t=58s
2/13/20208 minutes, 57 seconds
Episode Artwork

Doğu Türkistan: Neler oluyor? Tanıklar anlatıyor…

GZT, Uygur Türkleri'ne karşı #Çin'in uyguladığı zulmü 'İçerisi' ve 'Dışarısı' ile mini belgeselde gözler önüne seriyor. Çin hükümetinin Uygur Türklerine karşı uyguladığı politikaları tanıklar anlatıyor. Dr. Ferhat Kurban Tanrıdağlı: Uygurlar Türkiye'den 5 bin km ötede Türk adıyla devlet kuracak kadar Türk şuuru olan bir toplum. Zahide Ruizi: Biz Türk milletinden başka hiç kimsenin yardımını istemiyoruz.
2/13/20206 minutes, 25 seconds
Episode Artwork

Barış değil işgal planı: Yüzyılın Anlaşması ne vadediyor?

ABD Başkanı Trump'ın Yahudi damadı tarafından hazırlanan ve İsrail-Filistin sorununu çözmeyi vadeden 'Yüzyılın Anlaşması' planı büyük tartışmalar doğurdu. Planın bölgesel ve uluslararası boyutunu Mecra Yayın Yönetmeni Taha Kılınç ve Yeni Şafak Editörü Hasan Hız masaya yatırdı. Mecra Podcast'in ilk yayını 'Yedi' Ortadoğu ve İslam dünyasındaki gelişmeleri ele alıyor:
2/12/202026 minutes, 29 seconds
Episode Artwork

Kasım Süleymani nasıl öldürüldü?

İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü'nün komutanı Kasım Süleymani 3 Ocak 2020'de Bağdat Havaalanında Pentagon tarafından öldürüldü. Süreci bir dakikada anlattık.
2/12/20201 minute, 22 seconds
Episode Artwork

Doğu Türkistan kamplarında 'eğitim' veriliyor öyle mi?

Çin'in Uygur Türklerine yönelik asimilasyon politikaları devam ediyor. Uluslararası toplumdan gelen baskılar sonucunda Doğu Türkistan hakkında açıklama yapan Çin yetkilileri, kamplardaki insanlara işkence edilmediğini, yalnızca eğitim ve istihdam olanağı sağlandığını iddia ediyor. Peki gerçekten öyle mi? Uygur Türklerinin tarihini, Doğu Türkistan'a nasıl geldiklerini ve kamplarda neler yaşandığını anlattık
2/12/20206 minutes, 17 seconds
Episode Artwork

Darbeci General Hafter 'meşru' mu?

Libya'da başlayan hareketliliğin perde arkasındaki iddiaları, merak edilen detaylarla masa yatırdık Halife Hafter, geçtiğimiz günlerde Trablus'u ele geçirmek için saldırı emri verdi. İnsanların hayatını hiçe sayarak devam ettiği operasyonlarda halka korku saçmaya başladı. Hatta bu noktada Trump bile daha hassas olması için Hafter'i uyardı. Kamuoyuna yansıtılanlara göre, Libya'daki çatışmalarda üstünlük Hafter ve ordusunun elinde.Peki gerçekten de öyle mi? Burada gözden kaçırılan bir nokta var: Libya'nın %90'ı çöl ve doğal olarak insanlar kalan %10'luk bölümlerde yaşıyor. Libya halkının tamamının bulunduğu bu %10'luk kısımda, %80'e yakını Ulusal Mutabakat Hükümetinin hakimiyetindeki şehirlerde yaşıyor. Bu durumda halkın Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni desteklediği ortada. Halkın çoğunluğunun seçtiği ve desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti iken dış basının Hafter lehine algı yönetimi devam ediyor.
2/12/202015 minutes, 3 seconds
Episode Artwork

Deep-Fake: Seçimleri etkileyebilir, şirketleri batırabilir!

Ben Doğukan Gezer! GZT’nin yeni nesil haber programı ‘Savaş Çıkarır’ formatından kısaca bahsedeyim: ‘Savaş Çıkarır’ tabiri en uç örnek tabi ama devletleri etkileyebilecek, toplumsal olaylara yol açabilecek, şirketlere hisse kayıpları yaşatabilecek, ünlüleri itibarsızlaştırabilecek birçok başlığı bu program formatında ele almaya çalışacağım. İlk bölümde Deep-Fake’i seçtim. Teyit.org Şef Editörü Gülin Çavuş’un da kısa bir bölümünde konuk olduğu programda eğlenceli bir şekilde tüm yönlere (Deep-Fake nedir?, Deep-Fake ne demektir?, Deep-Fake ile nasıl mücadele edilir?, Deep-Fake filmlerde nasıl kullanılır?) yer vermeye çalıştım. İyi seyirler… https://www.youtube.com/watch?v=3mt6k7IWV7E&t=14s
2/12/202015 minutes, 3 seconds
Episode Artwork

Netflix Messıah ile ne anlatıyor?

Ülkece #Mehdi ve #Mesih konularına özellikle sosyal medyadaki trol videolardan aşinayız. Netflix’in orijinal dizisi #Messiah ile daha da dikat çeken bu konuyu Propaganda’nın 2. bölümünde derinlemesine inceledik. Baştan uyaralım, eğer diziyi izlemediyseniz videomuzdan spolier gelebilir. Dizinin ana karakteri #Payam Suriye’de ortaya çıktı. #DAEŞ’i vuran bir kum fırtınası ardından peşindekilerle birlikte #İsrail sınırına dayandı. Tutuklandı ancak gözaltından kaçtı. #Kudüs’te görüldü. Ardından açıklanamayan bir şekilde #Texas’a geçen Payam, çözülemeyen ve mucize olarak yorumlanan pek çok olayın başrolünde yer alarak dünya çapında binlerce takipçiye ulaştı. Peki Payam gerçekten Mesih miydi? Yoksa uluslararası bir terörist, ya da sadece psikolojik sorunları olan yetenekli biri miydi? Dahası, #liberal propaganda platformu olarak nam salmış Netflix’in Messiah dizisi hangi ideolojik mesajları barındırmaktaydı.
2/11/20208 minutes, 22 seconds
Episode Artwork

Korona'ya bir de buradan bakın

"SARS ve Domuz gribi salgınlarında olduğu gibi yine psikolojimizi hedef alan bir korku propagandası ile karşı karşıyayız.” Aralık ayında ortaya çıkan #Corona virüsü, Çin’de yayılmaya devam ediyor. Türkiye’de henüz risk yok ancak dünyada ölümler devam ediyor. Tedavi edilemeyen ve kurtarılamayan onlarca hasta var. Dünya Sağlık Örgütü ise yeni corona virüsü nedeniyle küresel çapta acil durum ilan etti ancak durum sandığımız kadar kötü mü? En son güncellenen rakamlara göre yüksek çoğunluğu Çin’de olmak üzere 6 bin 63 kişiye yeni corona virüsü sebebiyle hastalanmış olduğu #teşhisi konuldu. Bu teşhisin konduğu 132 hasta yaşamını yitirdi ve bunların çoğunluğu bebek ya da yaşlılar. Hastalık Çin’in dışında ise kayda değer bir yayılma göstermiş değil. Peki ya “ben yine de tedbirimi alayım” diyorsanız ne yapmalıyız?
2/11/20209 minutes, 53 seconds
Episode Artwork

Avrupa'nın taht savaşları ve Brexit

Vitrine demokrasinin konduğu Avrupa’da taht savaşları gerçekten bitti mi? Gelin sizinle Brexit’e kadar uzanan Avrupa tarihine farklı bir açıdan bakalım. #Propaganda serimizin bu bölümünde Avrupa’yı işgal eden kavimleri ve bugüne uzanan taht kavgasını Murat Soydan anlattı. #brexit
2/11/20207 minutes, 40 seconds
Episode Artwork

ABD medyası aslında ne yapıyor?

Hemen hemen hepimiz, çocukluğumuzda izlediğimiz pek çok çizgi filmde, büyüdüğümüzde ise çok sayıda filmde Warner Bros logosuyla karşılaştık. Buna ek olarak dünyaca ünlü haber kanalı CNN’i, en meşhur bilim dergisi (Popular Science) popilır sayns’ı da hatırlamayan, tanımayan yoktur. Peki, bu 3 farklı markanın da tek bir şirkete ait olduğunu biliyor muydunuz? Bu yayın GZT bünyesindeki ilk yayınım, bu sebeple biraz da programın ismini neden “Propaganda” koyduğumuzu açıklayan bir konuyu işlemek istedim. ABD merkezli uluslararası medyayı domine eden ve adeta bir oligarşiye dönüşen 5 dev medya şirketini tanıtmaya çalışacağım. İlk yayınım olduğunu belirtmişken; içeriklerimi ve kanalda bulunan diğer içerikleri düzenli takip etmek için GZT’ye, sağ alttaki butondan abone olmanızı da hatırlarmak isterim. Propaganda yayıncılığı tarih boyunca her ideolojik diktatörlüğün en güçlü silahlarından biriydi. Sovyet Rusya’sında kurulan ve amacı komünist rejimin propagandasını yapmak olan gazetenin adı “Pravda”ydı, yani Türkçe ismiyle: “Gerçek”. Dönemin komünist rejiminde yaşayan insanlar tüm gündemi “Gerçek” ismiyle çıkan ve rejimin onaylamadığı hiçbir haberi yayınlayamayan bir gazeteden okumaktaydı. Yine de o dönemin insanları için bizden daha şanslılardı diyebiliriz. Çünkü yapılan şey çok açıktı ve okuyucular çok büyük oranla okudukları şeyin yalan olduğunu biliyorlardı. Sadece bunu yüksek sesle dile getirmiyorlardı. İkinci Dünya Savaşı ve arkasından gelen soğuk savaş ile iki diktatöryal düzen, Naziler ve Sovyetler yıkıldı. Ancak yeni, tırnak içinde özgür dünya bu iki diktatörlüğü tamamen de yıkmadı. Propaganda metotlarını kendisi için sağ bıraktık, tabi yeni bir forma sokarak. Geçmiş diktatörlüklerin baskı ile uyguladı propaganda, liberal-özgür dünyada yerini çok daha zekice kurgulanmış bir kavrama, “eğlenceli propaganda”ya bıraktı. Filmlerden, dizilerden, müziklerden, dijital oyunlardan, kitaplardan, dergilerden ve gazetelerden oluşan bir “popüler kültür” bu propagandanın aracı oldu. Halk, kazandığı parasını propagandaya maruz kalmak için harcadığı ölçüde bu propagandayı sevmek konusunda eğitildi. Propaganda artık diktatörlüklerde bulunan zorlayıcı veya otoriter bir iletişim biçimi değil, eğlence ve zevkle eşanlamlı hale geldi. Bunu büyük oranda sağlayan ise, kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi oldu. Uluslararası medyayı domine eden medya şirketleri, 1980’lerde başlayan bir satın alma ve ortaklaşma süreci ardından, sadece 20 yılda 50’den 5’e düştü. İşte o 5 şirket ve sahip oldukları medya markaları:
2/11/20207 minutes, 46 seconds
Episode Artwork

Uygarlık tarihini değiştiren yer: Göbeklitepe

12 bin yıl önce, en eski zannettiğimiz çanak çömleklerin bile henüz yapılmadığı dönemlerde avcı-toplayıcı gruplar tarafından inşa edildi. Kimilerine göre dünyanın ilk tapınağı, kimilerine göre ise yalnızca şölenlerin yapıldığı bir toplanma alanı. Göbeklitepe, bulunduğu günden beri gizemini korumaya devam ediyor. Neolitik dönemin başlarında yaşamış insanların devasa boyuttaki taşları nasıl taşıdığı ve bölgeyi ne amaçla kullandığı hala bilinmiyor. Dikilitaşların üzerindeki motifler ise bize binlerce yıl öncesi ile ilgili bazı bilgiler veriyor
2/11/20206 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

Orta Çağ'ın En Büyük Kabusu: Kara Ölüm 🤔

1347-1351 yılları arasında hızla yayılan ve tedavisi bulunamayan büyük salgın dünyada milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Dönemin doktorlarının salgından korunmak amacıyla taktıkları gaga biçminde maskeler vebanın simgesi haline geldi. Avrupa nüfusunun üçte biri yok olurken tüm dünya psikolojik ve ekonomik anlamda büyük bir çöküş yaşadı.
2/11/20206 minutes, 52 seconds
Episode Artwork

Korkunç Ivan: Deli miydi yoksa büyük bir hükümdar mı?

1500’lü yıllara kadar küçük ve dağınık orta çağ devletlerinden oluşan Rusya, Korkunç Ivan ile büyük bir imparatorluğa dönüştü. IV. Ivan, Rusya’nın ilk çarı oldu ancak tek yaptığı devleti güçlendirmek ve ülkesinin sınırlarını genişletmek değildi. Tarihe adını ‘Korkunç Ivan’ olarak yazdıran çar, yaptığı katliamlar ve yakın çevresindekilere gösterdiği tuhaflıklar ile ardında vahşet dolu bir geçmiş bıraktı.
2/11/20205 minutes, 13 seconds
Episode Artwork

Japonya'nın Efsanevi Savaşçıları: Samuraylar

Yüzyıllar boyunca #Japon kültürünü şekillendiren Samuraylar, kendilerine özgü felsefeleri ve #savaş teknikleri ile #tarihe geçti. Samuraylar zamanla Japonya'nın en önemli askeri sınıfı haline geldiler ve yüzyıllar boyunca #cesaretleri ile düşmanlarına korku verdiler. İsimleri ve efsaneleri Japon kültürünün en önemli unsurlarından biri olarak kalmaya devam ediyor. Samuraylar, Japonya'nın korkusuz savaşçıları olarak adlarını tarihe yazdırdı. Peki nasıl bu kadar önemli ve ayrıcalıklı bir sınıf haline geldiler? Samurayların tarih sahnesine çıkışı #Heian dönemine kadar uzanıyor. Özellikle #Çin etkilerinin yoğun olarak görüldüğü bu dönemde #Konfüçyüs felsefesinden büyük ölçüde etkilenilmişti. Utanç verici bir eylemde bulunan, hizmette kusur eden veya #ölüm korkusu yaşayan bir Samuray artık onurunu kaybetmiş demekti. Bu şekilde yaşamaması gerektiğine inanlırdı. Onurunu tekrar kazanmasının yolu #seppuku yani #harakiri yaparak kendi hayatına son vermesiydi. Bunu olabilecek en acılı şekilde gerçekleştirmesi beklenirdi. Böylesine katı kuralların olduğu bu sistem yüzyıllarca ayakta kalmayı ve Japon kültürünü şekillendirmeyi başardı. 1800'lerde İmparator #Meiji tarafından Samuray geleneği tamamen ortadan kaldırıldı. Ancak efsaneleri ve saygınlıkları günümüzde de yaşatılmaya devam ediyor.
2/11/20206 minutes, 54 seconds
Episode Artwork

Hırsı yüzünden oğlunu kör eden imparatoriçe: Atinalı İrini

Hükmetme yetkisinin yalnızca erkeklerde olduğu yıllarda Bizans İmparatorluğu bir kadın tarafından yönetildi. İmparatoriçe İrini, güç sevdası ve hırsları yüzünden oğluna bile acımayıp gözlerini kör ettirmiş bir anneydi. Hanedanın tüm erkeklerini saf dışı bırakıp tahta çıktı ve Bizans'ı tek başına yöneten ilk kadın hükümdar olarak tarihe geçti
2/11/20206 minutes
Episode Artwork

Çoban Krallar: Hiksoslar

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Mısır, MÖ 18. yüzyılda 'çoban krallar' tarafından yönetildi. Neredeyse 100 yıl boyunca Mısır'a hakim olan Hiksoslar adındaki bu topluluk, tarihçiler için hala gizemini koruyor. Bazı araştırmacılar Hiksosların kökeni konusunda şüpheciyken, Müslümanlar onların Hz. Yusuf'un kavmi olduğunu düşünüyor.
2/11/20205 minutes, 44 seconds
Episode Artwork

Buzların içinde bir efsane: Dorsetler

Binlerce yıl önce kuzey kutbunun dondurucu soğuklarında gizemli bir topluluk yaşamıştı. Eskimolar, destanlarında anlattıkları bu halkı ataları olarak kabul ediyor. Günümüze oldukça sağlam arkeolojik kanıtlar bırakan bu topluluk MS 1300 yıllarında aniden yok oldu. Bilim insanları, onların nasıl ortadan kaybolduklarına dair net bir açıklama bulabilmiş değil. Buzulların efsanevi halkı Dorsetleri anlattık
2/11/20205 minutes, 33 seconds
Episode Artwork

Avrupa'da bir garip salgın: 1518 Dans Vebası

1518 yılında Strazburg sokakları tarihin en ilginç olaylarından birine tanık oldu. Yorgunluktan tükenmelerine rağmen günlerce dans eden insanlar hiçbir şekilde durmuyor, sokaklarda çıldırmış gibi hareket ederek dolaşıyorlardı. Haftalar süren danslarının sonunda kalp krizi ve yorgunluktan yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ortaya atılan farklı teorilere rağmen olayın sebebi hala çözülemiyor ve dans vebası gizemini korumaya devam ediyor.
2/11/20204 minutes, 16 seconds
Episode Artwork

2000 yıl önce Roma’yı kim yönetti? : Evlatlık İmparatorlar Dönemi

MS 96-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu en iyi ve huzurlu dönemlerinden birini yaşadı. Peki bu başarının sırrı neydi? ‘İyi bir hanedan’ cevabını verebilirsiniz. Ancak bu dönemde Roma’nın bir hanedanı yoktu. Devlet ‘evlatlık imparatorlar’ tarafından yönetildi. Kan bağının yönetimde hiçbir öneminin kalmadığı bu çağ, tarihe ‘Beş İyi İmparator Dönemi’ olarak geçti.
2/11/20205 minutes, 15 seconds
Episode Artwork

1730'ların Fransa'sında korkunç olay: Büyük Kedi Katliamı

1730'ların sonunda Paris sokakları korkunç bir olaya sahne oldu. Zor yaşam koşullarına dayanamayan işçiler isyan etti. Ancak bu, eşi benzeri görülmemiş bir isyandı. İşçiler, dönemin zenginlik göstergesi olan kedileri topladılar. Sokakta sahte bir mahkeme kurup kedileri tek tek yargıladıktan sonra hepsini katlettiler. Onlara göre bu hayatlarının 'en eğlenceli' günüydü. Peki bir işçi isyanının kedilerle ne ilgisi olabilirdi? Ve şimdi bize korkunç gelen bu olay neden onları bu kadar eğlendirdi?
2/11/20203 minutes, 14 seconds
Episode Artwork

Orta Doğu'yu karıştıran suikast: Kasım Süleymani | Hemen Anlatalım

ABD, Haşdi Şabi konvoyuna düzenlediği füze saldırısında, İran’ın en önemli ikinci ismi Komutan Kasım Süleymani'yi öldürdü. Orta Doğu'yu karıştıran suikastin detaylarını anlattık ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatı ile Bağdat Havalimanına düzenlenen saldırıda Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis ile birlikte hayatını kaybeden Süleymani, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından "yaşayan şehit" olarak adlandırılıyordu. Doğrudan İran lideri Hamaney'e bağlı hareket eden Süleymani, 1998'den bu yana İran'ın ülke dışındaki askeri-istihbari operasyonlarından sorumlu Kudüs Gücü'nün komutanlığını yürütüyordu. Süleymani, Trump'ın Temmuz 2018'de İran'a yönelik savaş tehditlerine ilişkin yaptığı bir konuşmada, "Bizi dünyada 'benzeri görülmemiş' bir eylemle tehdit ediyorsunuz. Savaşı başlatabilirsiniz ancak onu bitirecek olan biziz." ifadelerini kullanmıştı. #İran #KasımSüleymani #suikast
2/7/20206 minutes, 22 seconds
Episode Artwork

İstanbul'da Deprem: Depremde ne yapılmalı?| Hemen Anlatalım

Marmara Denizi, İstanbul, Silivri açıklarında 4.6 şiddetinde deprem meydana geldi. İstanbul'da meydana gelen deprem vatandaşları korkuturken, 'deprem anında ne yapılmalı?' sorusu bir kez daha gündeme geldi. GZT ekibi, TEKNOFEST İstanbul'da depremi test etmişti. Deprem simülasyonuna katılan GZT editörleri, yapay deprem yaşadı ve risk altındaki bölgelerde yaşayan vatandaşların deprem anında neler yapmaları gerektiğini deneyimledi. İşte madde madde İstanbul depremine ilişkin son yaşanan gelişmeler: -Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkiye saati ile 11.00'de merkez üssü Marmara Denizi Silivri açıkları olan 4.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. -İstanbul ve çevre illerde hissedilen yerin 5,36 kilometre derininde oluşan depremin en yakın yerleşim birimi olan Silivri'ye bağlı Muratköy'e uzaklığının 20 kilometre 52 metre olduğu belirlendi. -İstanbul Valiliğinden Silivri açıklarında meydana gelen depreme ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada,"Marmara Denizi Silivri Marmara Ereğlisi açıklarında, bugün saat 11.00’de 4.6 Mw şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem sonrasında ilimizdeki AFAD, AKOM, 112, 155, 156 ihbar hatlarına şu ana kadar herhangi bir hasar ihbarı yapılmamıştır" denildi. -İstanbul genelinde ve çevre illerde de hissedilen deprem nedeniyle vatandaşlar panik yaşadı. Deprem nedeni ile okullarda bulunan öğrencilerin okulların bahçelerine çıkarıldı. #Deprem #İstanbul #Marmara
2/7/20202 minutes, 36 seconds